Direnen Meal Akif Meali Sempozyumu

Son Güncelleme: 4 Nisan 2013 - 1:25 0 Yorum Yazar:

Akif Meali 3Kur’an Şairi Mehmet Akif’in kaleminden…
Tüm ömrünü milletine hizmet ve aziz vatanın inkişafına adayan, İstiklal Marşı’mızın müellifi Mehmet Akif’in Kur’an Meali çalışması matbu hale getirilerek yayınlandı. 
Akif’in güçlü kalemi ve engin İslam bilgisinden süzülerek yazılan bu kıymetli eseri, dil, edebiyat, ilahiyat ve düşünce tarihi açısından; yurtiçi ve yurtdışından önemli misafirlerimizle inceleyeceğimiz Uluslararası Akif Meali Sempozyumu’na bekliyoruz.

06 Nisan 2013 Saat: 20.00 Cumartesi – Çınar Kongre Merkezi (4.Etap – Başakşehir)

07 Nisan 2013 Pazar Saat: 10.00 – 18.30 – Medeniyetler İttifakı Enstitüsü (Yenikapı Mevlevihanesi-Zeytinburnu)

Kur’an Meali :

Mehmed Akif 1926 yılında Mısır’da başladığı tercümeyi, yedi yıl boyunca üzerinde çalışarak 1932 yılında tamamlamıştı. Bu sıralarda Türkiye’deki camilerde namaz kıldırılırken Kur’an’ın aslı yerine tercümesinin okunacağı şayiaları kulağına gelince, yaptığı tercümenin bu amaçla kullanılacağından endişelenmişti. Yaptığı tercümeyi teslim etmekten vazgeçerek sözleşmeyi feshetti. Bunu bizzat kendisi şu şekilde ifade etmiştir: “Tercüme güzel oldu, hatta umduğumdan daha iyi. Lâkin onu verirsem, namazda okutmaya kalkacaklar. Ben o vakit Allah’ımın huzuruna çıkamam ve Peygamberimin yüzüne bakamam”.

Âkif’in vasiyeti üzerine ölümünden sonra özgün tercüme ile birlikte yakın dostlarından Mehmed İhsan Efendi’nin kendi eliyle çoğalttığı nüsha yakıldı.

Mahya Yayıncılık tarafından yayınlanan Kur’an Meali, uzun yıllar Mısır’da yaşayan ve orada tahsil gören merhum Mustafa Runyun tarafından korunan, latinize suretiyle daktilo edilmiş bir metinden aktarılmıştır. Kur’an’ın 9. sȗresi olan Berâe Sȗresi’nin sonuna kadar olan kısmını içine alan tercüme, Kur’an’ın yaklaşık üçte birlik kısmına tekabül etmektedir. Mehmed Âkif’in güzel ve akıcı Türkçesiyle dilimize kazandırılan tercüme, tadına doyulmaz bir okuma zevki sunması yanında, dönemin dil özelliklerini yansıtması bakımından da ayrıca önem taşımaktadır.

Meali dikkat çekici ve merak konusu haline getiren husus şüphesiz, Türkçeye olan vukufiyeti tartışma dışı olan İstiklâl şairinin, aynı zamanda Arapça ve dini ilimler üzerindeki hakimiyetidir. Kur’an’ın yalın mesajını aynen koruyarak bunu Türkçeye aktarma konusunda mevcut meallerdeki eksiklik şu ana kadar hep konuşulan bir husus olmuştur. Mehmed Âkif’in meali bu alandaki eksikliği kapatma noktasında önemli bir işlev görecektir. Merhum Mehmed Âkif de bunu hedeflediğini belirtmiştir.

Mahya Yayıncılığın özenli ve titiz çalışmasıyla yayınlanan meali; Yrd. Doç. Dr. Âsım Cüneyd Köksal ile Prof. Dr. Recep Şentürk yayına hazırlamış, Dücane Cündioğlu tetkik etmiş, redaksiyonunu Yüksel Kanar, tashih ve son okumasını da M. Ertuğrul Düzdağ gerçekleştirmiştir.

Kitap Adı Kur’an Meali
Yazar Mehmed Âkif ERSOY
Sayfa 448
Basım Tarihi 1. Baskı, İstanbul, 2012
ISBN 978-605-62894-8-4
Ebat 16 x 23cm
Kağıt Ivory
Kapak Şömizli bez cilt
Mahya Yayıncılık 0212 441 1647

Prof. Dr. Recep Şentürk

Akif’in mealini neden yakmadık:
“Mâni zâil olunca memnû avdet eder”

Akif’in Kur’an mealini yayına hazırlayan Prof. Dr. Recep Şentürk anlatıyor: İlmine ve takvasına güvendiğimiz âlimlerle yaptığımız istişareler sonucunda, meali yakmanın veya saklamanın dinen ve ahlaken mahzurlu olacağı konusunda kesin kanaat oluşunca bu vebalden kurtulmak istedik. 1988’den bu yana muhafaza ettiğimiz meali yayımlayarak eseri Türk okuyucusuna sunduk.

Merhum Mehmed Akif Ersoy, 1936 yılında Mısır’ı terk edip İstanbul’a gelirken, 1925 yılından beri üzerinde çalıştığı Kur’an mealini Yozgatlı İhsan Efendi’ye emanet edip şöyle vasiyet etmiştir: “Ben sağ olursam da gelirsem, noksanlarını ikmal eder, ondan sonra basarız. Şayet ölür de gelemezsem bunu yakarsın.” Sözlü rivayet yoluyla mealen aktarılan ve iki kişi arasında geçen özel bir konuşmaya dayalı bu vasiyetin yazılı belgesi yoktur, bu yüzden vasiyetin tam mahiyeti hakkında kesin bilgi sahibi olamıyoruz. Akif o sene İstanbul’da Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur. Ancak İhsan Efendi, böyle bir vasiyete rağmen meali yakmamıştır. İhsan Efendi’nin 1961 yılında vefatı üzerine, İbrahim Sabri beyin ısrarıyla meal, aralarında o sıralar 18 yaşında olan Ekmeleddin İhsanoğlu’nun da bulunduğu bir grup tarafından yakılmıştır. Ancak yakılmadan önce, 1936-1961 arasında geçen 25 yıl içerisinde meraklı birileri mealin üçte birlik kısmını istinsah edip daktiloya çekip muhafaza altına almışlar; işte merhum Mustafa Runyun (1917-1988) hocanın oğlu Ali Yahya bey kanalıyla bize ulaşan ve yayımladığımız meal bu nüshaya dayanmaktadır.

Şimdi mealin üçte birini yayımlamış olmamız vesilesiyle Akif’in vasiyetiyle ilgili tartışmaların yeniden gündeme gelmesi de aslında şaşırtıcı değildir. Çünkü biz de yayımlamaya karar vermeden önce benzer endişeleri taşıdık. Ancak ilmine ve takvasına güvendiğimiz âlimlerle yaptığımız istişareler sonucunda, meali yakmanın veya saklamanın dinen ve ahlâken mahzurlu olacağı konusunda kesin kanaat oluşunca bu vebalden kurtulmak istedik. Böylece 1988’den bu yana muhafaza ettiğimiz meali yayımlayarak eseri Türk okuyucusuna sunmuş olduk.

Meali yayımlama kararını vermeden önce, önümüzde üç seçenek vardı: (1) Yirmi beş yıldır sakladığımız eseri saklamaya devam etmek, (2) yakmak, (3) yayımlamak. Bunlardan sonuncusunu seçerken yaptığımız istişarelerden ve aşağıda saydığımız sebeplerden dolayı vasiyet meselesiyle alâkalı hiçbir endişemiz kalmamıştır.

İlk olarak, Akif’in kendisi meali yayımlamak istiyordu; biz onun bu arzusunu -kısmen de olsa- yerine getirmek istedik.Mehmed Akif Kur’an Meali’ni tamamlamak için yedi yılını (1925-1932) vermiştir; daha sonra da ömrünün sonuna kadar (1932-1936) meali düzeltmeye ve geliştirmeye devam etmiştir. Neticede on yıla yakın bir emek sonunda, ortaya onun memnun olduğu bir eser çıkmıştır. Akif, mealin güzel olduğunu ve onu yayımlatmak istediğini muhtelif vesilelerle dile getirmiştir. Özellikle Eşref Edip ile diyalogları buna şahittir. Dolayısıyla, yakılmasını vasiyet etmesinin sebebi meali beğenmemesi değildir. Öyle olsaydı belki de kendisi yakardı. Ayrıca Akif’in ortaya çıkan tercümeden memnun olduğunu da şu sözünden anlıyoruz: “Tercüme güzel oldu, hatta umduğumdan daha iyi. Lâkin onu verirsem, namazda okutmaya kalkacaklar. Ben o vakit Allah’ımın huzuruna çıkamam ve Peygamber’imin yüzüne bakamam.” Gerçi bazı hatıralarda üstadın tercümesindeki bazı noksanlar sebebiyle eseri neşretmekten vazgeçtiği şeklinde ifadeler de görüyoruz. Ancak Akif Mısır’dayken mealle ilgili olarak daima noksanlarını ikmal edip bastıracağından bahsetmektedir. Mealini noksanlıkları sebebiyle bastırmak istemediğini ifade ettiği bütün anekdotlar ise İstanbul’da, hasta yatağında geçmektedir. Konuyla ilgili yoğun sorular ve baskılar karşısında siyaseten böyle cevap vermesi de gayet tabiidir. Ayrıca, Akif Mısır’a kendisini ziyarete gelen Eşref Edib’e meali İngiltere’de ipek kâğıda bastırmak arzusundan bahsetmiştir.

İkinci olarak Akif, mealin yakılmasını namazda okutulma endişesiyle vasiyet etmiştir ve artık böyle bir endişe kalmamıştır.Akif’in bir eser sahibi olarak eseri üzerinde kendisi bir tasarrufta bulunmayıp da bu tasarruf yetkisini başkasına bıraktığı şartları ve bağlamı incelemek gerekir: Akif vasiyet ettiği şeyi kendisi yapamadığı için mi bunu başkasından istemiştir? Yoksa elinde imkân olduğu halde tereddüt, güvensizlik, siyasî şartların elverişsizliği vb. herhangi bir sebep mi onu böyle bir harekete mecbur bırakmıştır? Yukarıda yaptığımız alıntının çok açık bir şekilde ortaya koyduğu gibi, Akif’in endişesi kendi döneminin özel şartları ile çok yakından irtibatlıdır. Nitekim Akif’in Diyanet İşleri Başkanlığı ile yaptığı anlaşmayı feshetmeye karar verdiği yıl (1932), ilk defa Türkçe ezanın okutulduğu ve Türkçe Kur’an tartışmalarının yapıldığı yıldır. Mealin yakıldığı yıl (1961) askeri darbeden sonra Türkçe ibadetin yeniden gündeme getirildiği yıldır.

Üçüncü olarak, Merhum Akif’in vasiyetinin mutlak bir vasiyet değil, dönemin şartlarıyla irtibatlı bir vasiyet olduğunu gösteren emareler bulunmaktadır.Daha açık bir ifadeyle Akif, eserinin vefatından sonra hemen ve mutlaka yakılmasını değil, Türkçe ibadette kullanması ihtimalinin ortaya çıkmasına binaen duyduğu endişeden dolayı yakılmasını vasiyet etmiştir. Vasiyetin bağlamı, kendisine vasiyet bildirilen İhsan Efendi’nin Akif’in vefatından sonraki tavrı ve diğer bütün emareler bunu işaret etmektedir. Nitekim vasiyetin birinci derecede muhatabı olan İhsan Efendi’nin meali hemen yakmayıp, ömrü boyunca saklaması buna en güçlü delilidir. İhsan Efendi’nin vefatından sonra İbrahim Sabri Bey bu vasiyeti yerine getirme konusunda ısrar edip meali yaktırmıştır. Halbuki, İbrahim Sabri beyin babası son Osmanlı şeyhülislamı Mustafa Sabri Efendi hâlen hayatta olan Emin Saraç hocaefendiye bir sohbetlerinde, İhsan Efendi’nin dürüstlüğünü ve güvenilirliğini belirtmek sadedinde, “Ben olsam bu meali yakmazdım. Ama İhsan Efendi vasiyet neyse onu uygular ve yakar” demiştir. Mustafa Sabri Efendi’nin güvenilir ve dürüst olduğunu ve kendisine bırakılan vasiyeti mutlaka yerine getireceğini söyleyerek bu kadar methettiği İhsan Efendi’nin meali yakmaması, vasiyetin mutlak değil dönemin şartlarına bağlı olduğunu düşündüğünü göstermesi bakımından önemlidir.

Dördüncü olarak, eser Akif’in duyulmasını istemediği mahrem hayatıyla alakalı değildir; umumu ilgilendiren bir Kur’an tercümesidir.Eser, hatırat ve günlük gibi yazarın mahrem dünyasıyla ilgili değildir, yayımlanmamak üzere özel maksatla kaleme alındığına dair bir emare yoktur. Aksine, eser ilmî bir konuyla alakalı olup yayımlanmak üzere sipariş edilmiş ve kaleme alınmıştır.

Beşinci olarak, mealin yayımlanması merhum Akif için bir sadaka-i cariye olacaktır.Bir kişinin vefatından sonra geriye insanların istifade edeceği ilmî bir eser bırakması en güzel sadaka-i cariyedir. Mealden ilim olarak istifade edileceğinde şüphe yoktur. Ayrıca mealden elde edilecek gelir Akif adına hayra, özellikle Asım’ın nesli projesinde bahsi geçen özelliklere sahip bir gençlik yetişmesine sarf edilecektir. Bu da gene Akif namına başka bir sadaka-i cariye olacaktır.

Altıncısı, meali yayımlamak Akif’in mirasına sahip çıkmanın en güzel yoludur.Yukarıda söylenenler çerçevesinde eğer eseri yayımlamasaydık veya yaksaydık, bu milli emanet -bir daha geri gelmeyecek ve asla telafi edilemeyecek şekilde- yok olacaktı. Halbuki bize düşen ilmi eserleri yok etmek değil onları korumaktır. Meali yaksaydık bu mirasa ihanet etmiş olacaktık.

Sonuç olarak: Mecelle’deki “Mani zail olunca memnu avdet eder” (Engel ortadan kalkınca, engellenen geri döner) kaidesince, Akif’in mealinin yayımlanması, gurbette ve ustalık döneminde üzerinde yaklaşık on yılını harcadığı eserinin yakılmasını vasiyete mecbur bırakanlara karşı bir zaferidir.Zaman Gazetesi

Direnen Meal Akif Meali Sempozyumu ile Benzer Yazılar:

4 Nisan 2013 Saat : 1:25
  GENEL

Direnen Meal Akif Meali Sempozyumu Yazısı için Yorum Yapabilirsiniz

------   İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR ------ ------------------------------------------------------- ------   SPONSOR BAĞLANTI ------