DOĞAL KAYNAKLAR VE KULLANIMI


DOĞAL KAYNAKLAR VE KULLANIMI

Toprağı etkin ve verimli kullanmadan, diğer bir deyişle bu kullanımın planlamasını yapmadan

  • Ülke geleceği planlanamaz
  • Kentleşme sorunları çözülemez
  • Beslenme politikaları oluşturulamaz
  • Ülkenin bugün yaşayan ve gelecekte yaşayacak kuşaklarının besin gereksiniminin karşılanması ve gelecekte de karşılanmasının tehlikeye atılmaması için sürdürülebilir tarım politikaları oluşturulamaz
  • Tarım ürünlerinin stratejik önemi vardır. Besin gücü artık bir açlık silahı olarak kullanılmaktadır. ABD Besin ve İnsan Gereksinimleri Senato Komitesi Başkanının açıklaması yeteri kadar açıktır: “Biz besin fazlasını en çok gereksinimi bulunan yerler temelinde değil, dış ilişkilerde güç-siyasal etmenler temelinde dağıtırız. Başka bir deyişle, biz besini cephane olarak kullanırız”.
  • Tarım topraklarının nüfusa oranı giderek azalmaktadır. Yakın gelecekte olmasa bile bu uzun dönemde açlık riski demektir.
  • Tarım topraklarının azalması çevre açısından da önemli bir sorundur; tarım topraklarında azalma biyolojik çeşitlilik ve ekolojik denge üzerinde olumsuz etkide bulunacaktır.

Çalışma; tarım topraklarının amaç dışı kullanımının sonuçlarını çevrebilimsel (Doğanın bütünlüğü (bütünlük), Doğanın sınırlılığı (sınırlılık), Doğanın özdenetimi (özdenetim), Doğanın çeşitliliği (çeşitlilik), Doğada hiçbir şeyin yok olmayacağı (yok olmama)(Termodinamiğin 1. Yasası), Bedelsiz yarar olmaz (Termodinamiğin 2. Yasası), Doğanın geri tepmesi (tepki)(Newton’un Etki – Tepki Yasası), En uygun çözümü doğa bulmuştur, Doğa ile birlikte gitme) ilkeleri temelinde açıklamaktadır.

Gelinen bu noktada, yaşamı organize etmenin kısıtları ve kuralları, insanın yapabilecekleri; kendisinin, kullandığı araç ve yöntemlerin yetkinliği değil, doğanın kısıtları ve kurallarıdır. Çember tamamlanmış görünüyor!İnsanlık, doğa karşısında, tümüyle onun kurallarına boyun eğerek başladığı serüveninde, dilediğini yapabilir duruma geldiği durumda dahi, bugünün verili koşullarında doğayı yoketmeyi göze almadığı sürece yine onun kurallarına uymak, ama bu kez bilerek uymak zorunluluğunu tartışıyor.

Doğal kaynakların kullanımı açısından dört “ideal – tipik” yaklaşım söz konusudur:

  1. “sömürgeci” bir tavırla toprak ve doğa kullanımı yani kısa erimli karın en çoğa çıkarılması olarak tanımlanan kara yönelik kullanım;
  2. insan merkezli bir tavırla uzun erimli karı en çoğa çıkarmayı hedefleyen korumacılık;
  3. ekosistemin uzun erimli dengesini hedefleyen, insan ve doğanın ortak çıkarına dayalı eko-korumacılık
  4. hem bugün hem de gelecekte ekolojik ve çevresel değerlere mutlak öncelik tanıyan yoğun eko-korumacılık

Çok açık; bugün genel geçer yaklaşım “sömürgeci” bir tavırla toprak ve doğa kullanımıdır. Yazar bu sömürgeci tavrın kaynağının kapitalizmin doğasında aranması gerektiğini belirtiyor ve sıralıyor:

  • Kapitalist ekonomi tarımı metalaştırarak onu yalnızca bir kar aracı haline getirmiştir.
  • Batıdaki büyümenin nedeni, kapitalist ekonomik ve toplumsal sistemin yapısının uzun erimli ussallık açısından doğal kaynaklar ve insan kaynaklarında büyük savurganlıkla kullanmasıdır
  • Kapitalizmin karı öne çıkaran mantığı ile doğal kaynakların kullanımı arasındaki çelişki nedeniyle, kapitalizme sürdürülebilir kalkınmanın gereklerine uygun hale gelmesini sağlayacak şekilde yeniden biçim verilemez
  • Bugün geçmişinde, doğal kaynakların ve insan gücünün kullanımında büyük bir savurganlık yapmış olan batı (kuzey ülkeleri), kendi için korumacı önlemlere giderken, azgelişmiş (güney) ülkelere, hararetle serbest piyasa ekonomisini dayatmaktadır; çünkü bunu kapitalizmin mantığı gerektirmektedir.

Etki – tepki yasası genel bir yasadır! Kapitalizmin doğasında varolan bu çelişkiler, ona karşıt “ekolojik sosyalist hareketi” yaratmıştır. Karşıt olan hareket sadece sosyalist nitelikli değildir.”Yeşil hareket” sorunu “sağ ve solun ötesinde” bir süper ideoloji olarak isimlendirilen “endüstriyalizm”de görerek sosyalizm ve kapitalizmden ayrılır. Çünkü, onlara göre, sosyalizm de kapitalizm de kendi halklarının gereksinimlerinin ekonomik büyümeyi ençoklaştırarak (maksimize ederek) en iyi biçimde karşılandığına inanmaktadır.

Kentleşme ve çevre, Nüfus gelişme ve çevre ilişkileri ve varolan duruma ilişkin saptamaların ardından serbest dış ticaret ve küreselleşme ve çevre ilişkisi ele alınmaktadır.

“Küreselleşmenin savunduğu öğreti ise Ricardo’nun başını çektiği serbest dış ticarete dayalı klasik (Manchester) öğretidir. 1980’lerden itibaren sunulan küreselleşme-uluslararası bütünleşme sloganlarının kökeninde de Manchester öğretisi yatmaktadır. Bu öğretinin günümüzdeki öğeleri serbest sermaye hareketleri ve çok uluslu şirketler(ÇUŞ)’dir. Sermaye hareketlerinin bu denli serbestliği ve kontrol edilemezliği, planlamayı, yatırım planlaması yapmayı olanaksız hale getirmektedir. Bu nedenle ulusal planlamanın yerini artık “projecilik” almıştır Ancak plan yerine piyasayı koyarak, bireylerin iyiniyetine ve yurttaşlık anlayışına dayanarak, gelişme ile çevre koruma amacı arasında denge öngören sürekli ve dengeli gelişme (sustainable development) nasıl sağlanacaktır bunu kimse bilmemektedir.

Ülkemiz bitkiler, hayvanlar, mikroorganizmalar ve deniz canlılarının oluşturduğu biyolojik kaynakların çeşitliliği açısından dünya üzerinde önemli bir  konuma sahiptir. Günümüze kadar doğal kaynakların gıda, ilaç, kozmetik ve diğer endüstri alanlarında kullanıldığı ve kullanılmaya devam edeceği de kaçınılmaz bir durumdur.

Bugün bir çok sağlık sorunu (Kanser, Alzheimer, Diyabet vb.) bizi yeni tedaviler ve çareler aramaya zorlamaktadır. Diğer taraftan, mevcut ilaçlara karşı dirençli mikroorganizmaların gelişmesi de sağlık alanındaki yeni arayışlara eklenmektedir.

Gelişmekte olan teknolojinin doğal ürünlerin yerini alamayacağı, ancak bu kaynakların ilaç geliştirme, tarım ve diğer sanayi alanlarında daha yararlı ve sürdürülebilir bir biçimde kullanılma imkanlarına yardımcı olacağı bir gerçektir.

Biyolojik kaynakların tespiti, eko-sistemlerin in-situ korunması ve yaşayabilir türlerin doğal ortamlarda idame ettirilmesi, yatırım yapılması, yatırımlardan çevresel, ekonomik ve sosyal yarar sağlanması, ulusal strateji ve planların politikalarla bütünleştirilmesi artan dünya nüfusunun ihtiyaçlarının karşılanmasında, hem doğal kaynakların korumasını hem de bu kaynaklardan sürdürülebilir bir biçimde canlılar için yararlanılmasına imkan verecektir.

Doğal Kaynakların Aşırı Kullanımı

Bazı durumlarda aşırı kullanım; özellikle gereğinden fazla yapılan ormancılık, balıkçılık ve avlanma gibi faaliyetler yoluyla kaynağın tükenmesine yol açmaktadır. Bu aşırı kullanım kısmen; Dünya’daki belirli bölgelerde bulunan aşırı nüfusla, kaynaklara yönelik taleplerin aşırı biçimde artmasıyla ve uluslararası ticaretin gelişmesiyle açıklanabilir.

Bir sanayi kolu olarak, ahşap ürünleri ve kereste için ağaç kesimi ile; her yıl milyonlarca dekar orman arazisi yok edilmekte veya parçalanmaktadır. Aynı zamanda, türlerin uyum sağlamış olduğu habitatlar da bu faaliyetlerle birlikte yok olmaktadır. Aşırı balıkçılık faaliyetleri ile birçok balık türü, yok olma sınırına gelmiş olup, deniz hayati açısından da toplam tür çeşitliliği azalmıştır. Nesli tükenmekte olan türlerin yasaya aykırı ticareti ve aşırı avlanma; bu türlerin varolmasına karşı en büyük tehdit olmaktadır. Bu durum, ABD gibi gelişmiş olan ülkelerde bile ortaya çıkmaktadır. Örnek olarak Amerika’daki özel bir kaplumbağa türü (box-turtle) yasa-dışı olarak toplanmış evcil hayvan olarak ihraç edilmiştir. Bu olaylar sonunda ise her yıl onbinlerce kaplumbağa ölümleri ile karşılaşılmaktadır. Bu türler, önceki durumuna oldukça yavaş dönebilmekte (bunların tekrar üremesi zaman almakta) ve bazı populasyonlarda ise, hayatta kalabilen pek az sayıdaki yavru ile; yetişkinlerin ölümünün arasında olması gereken dengenin korunması zorlaşmaktadır.

Günümüze kadar yıllarca en popüler olan bir düzine balık türü ender türler durumuna gelmiş olup, bunların nesli ise yok olma tehdidi altında bulunmaktadır. Kuzey Atlantik Denizinde, (Ringa balığı gibi) bazı balık türlerinin ekonomik değeri neredeyse hiç kalmamıştır. Bu türler açısından halen bazı balıkçılık (avlanma) kotaları olsa bile; her yıl bu kotaların miktarı azalmaktadır.

Balıklar haricinde, omurgasızlar ve makro-algler de insanların (yapay etkilerin) baskısı altındadır. Pek çok ülkede omurgasız canlılar, insanlar tarafından gel-git (med-cezir) olayı esnasında toplanmaktadır. Kentlerin ve yerleşim bölgelerinin yakınlarında ise, gel-git olayını kullanan tür toplulukları, ‘besin olarak kullanılma yoluyla tüketilmektedir.’

DOĞAL KAYNAKLAR VE KULLANIMI ile Benzer Yazılar:

30 Mayıs 2012 Saat : 9:45

DOĞAL KAYNAKLAR VE KULLANIMI Yazısı için Yorum Yapabilirsiniz

En Çok Okunanlar