DOLAŞIM SiSTEMİ Hakkında

Son Güncelleme: 29 Mayıs 2012 - 7:11 0 Yorum Yazar:

kütüphane 1Dolaşım sistemi kalp, arter (atardamar ), ven ( toplardamar ) ve kılcal damarlardan meydana gelir. İşlevi O2 ‘yi, besinleri, hormonları vücudun bütün hücrelerine taşıyıp, oradan CO2’yi ve atık kimyasal maddeleri alıp uazaklaştırmaktır.

Dolaşım sistemi, kapalı bir tüp sistemidir, akciğer ve doku kılcal damarları, kalp, atardamar ve toplardamarlardan oluşur

Yeterli bir gaz difüzyonu olması için, geniş bir yüzeye gerek vardır, buralarda görev yapan ince duvarlı küçük damarlar kapiller (kılcal damar ) olarak adlandırılır. Vücudun bütün bölümleri kılcal damar şebekesi ile bağlantılıdır. Akciğerlerde, kılcal damarlar ince hava kesecikleri ( alveoller ) etrafında dolanmaktadırlar.

Kan damarlarının en, büyüğü 2-2,5 cm..çapında en küçükleri ise bir saç kılının 1/l0′ i kadar ince kılcal damarlardır. Damarların en kalını Aort kalpten çıkarak vücutta bir müddet yol aldıktan sonra daha ince atardamarlara (temiz kan taşıyan damarlar) bölünür. Bu damarlarda tekrar tekrar bölünerek kılcal damarları oluşturup vücudun tüm hücrelerine yayılırlar. Dokulara O2 taşımış ve atık gazlarla yüklenmiş olan kirli kan, toplardamar şebekesiyle tekrar kalbe döner.

İnsan kalbi yan yana iki pompadan oluşur. Sağdaki pompa ana toplardamardan gelen kirli kanı akciğerlere pompalar, akciğerlerde temizlenen kan kalbin sol pompasına gelir ve buradan aort kanalıyla vücuda pompalanır. Kalbin her bir pompası, iki bölüme ayrılır. Bu bölümlerden yukarıdakilere “kulakçık’” aşağıdakilere “karıncık” denir. Bunlar arasında kapakçıklar vardır ve bu kapakçıklar pompalama işlemi sırasında kanın ters bir yönde akmasını önlerler.

Kan, insan vücudunda sürekli dolaşıp, devir daim eder. Kanın, bir damlası kılcal damardan ayrılıp kaslara veya diğer organlara gittiğinde O2 nin önemli kısmını kaybeder ve CO2 ile yüklenir. Bunlar toplardamarlara geçerler ve oradan da üst ( göğüs bölgesi ) ana toplardamarına aktarılırlar. ( vena cava ) Buradan sağ kulakçığa akan kan oradan da sağ karıncığa geçer. (tricuspid kapağı ) geçtikten sonra. Kalbin gelecek kasılmasında, kan pulmonik kapaktan geçerek pulmoner atardamara ulaştırılır. Akciğerlerde, kan hava ile temasa geçer.  Bu temas esnasında oluşan difüzyonla aşırı CO2 yerini taze O2’ye bırakır, ardından kan kalbe pulmoner venöz sistemle geri döner ve sol kulakçığa girer. Sol karıncığa geçtikten sonra da (Mitral valf aracılığıyla) ana atardamar olan aort ile sistematik dolaşıma yollanır.

Kanın İçeriği  ( Kan Kompanentleri ) : 

Kan dört ana bölümden oluşur. % 50 sini plazma, % 45 Alyuvarlar, % 5 Akyuvarlar ve trombositler.%92’ si sudan oluşan sarımsı renkli plazma alyuvarları akyuvarları ve diğer özleri taşır. Bu özler erimiş besin maddeleri, hormonlar ve eriyik gazlardır. Kanda bulunan ortalama 25 trilyon alyuvar oksijeni dokulara, CO2′ ide akciğerlere taşır. Alyuvarlara kırmızı rengi veren Hemoglobin, demirce zengin bir kimyasal maddedir ve oksijenle ani fakat çabuk çözünür bir bileşik yapar. Hemoglobin, O2 ile birleştiğinde parlak kırmızı bir renk alır. Oksijeni vücut hücrelerine bırakan kandaki hemoglobinin rengi mavi ye yakın koyu kırmızıya dönüşür.

Karbondioksit kanda iki yolla taşınır;  Dokular tarafından kana yüklenen karbondioksitin yarıya yakın kısmı plazmada erir. Geri kalan kısmı ise hemoglobinle zayıf bir bileşik yaparak akciğerlere taşınır.

Akyuvarlar, vücudun yabancı bakterilere karşı savunma mekanizmasıdırlar. Normal koşullar altında kanda her 700 al yuvara karşı bir akyuvar vardır. Ancak herhangi bir enfeksiyon sırasında vücut akyuvarları o kadar hızlı üretir ki birkaç saat içinde akyuvar sayısı normalin iki katına çıkabilir.
Kandaki üçüncü tip hücre olan trombositler ( Plateletler ) kanın pıhtılaşmasını sağlar.

 

 Kan Basıncı : 

Vücuttaki kan miktarı normal koşullar altında fazla değişmez, dolaşan kan hemen hemen her zaman aynıdır. Bununla birlikte dolaşan kanın oranı, dokuların gereksinmesine bağlı olarak değişir. Fiziki egzersiz sırasında kalbin, pompaladığı kan hacmi, gereksinmeye dayanarak istirahatın birkaç katı artar.

Kan basıncı ( tansiyon ) kalbin her sıkışması sonucu vücuda bir miktar kan gönderilir. Kalbin kana ( damarlara ) uyguladığı bu basınca, kan basıncı ya da tansiyon denir. mmhg cinsinden ölçülen kan basıncı kalbin sıkıştırması anında en fazla ( sistol ) duraklaması sırasında ise en düşüktür ( diastol ). Genç bir insanda büyük ve küçük tansiyonlar 120 ve 80 mmhg.dir.Yorulma ya de heyecan sonucu her iki kan basıncı da yükselir, ancak yorgunluk veya heyecan ortadan kalktığında tansiyon normal düzeye iner.

Kan basıncı ( tansiyon ) insan vücudunda normal koşullar altında belli bir değerdedir ve kolayca değişmez. Bununla birlikte, dokuların kan gereksinimine göre devir daim oranı değişebilir. Fiziki egzersiz sırasında kalbin pompaladığı kan hacmi, istirahat durumunun birkaç katı olabilir. Bu gerekli değişim, kas hücrelerine giden O2′ nin artması ve onlarda oluşmuş CO2′ nin atılmasıyla ilgilidir. Bu durum sadece kalp vuruşunun artmasıyla değil aynı zamanda, her bir vurudan önce kalbe dolan kan hacminin artışıyla da orantılıdır. kalp vurularının, arterlerde oluşturduğu dalgalanmalar da nabzı oluşturur. Normal nabız hızı, yaklaşık olarak dakikada 60 vurudur. fazla çalışma durumlarında bu 150 ye çıkabilir. İstirahat durumunda, dakikada 5 litre kan devir daim eder, buna kardiak output denir, genel olarak görülmeyen aşırı çalışma durumlarında bu dakikada 20 litreye dek çıkabilir.

Kan basıncı mutlaka belirli limitlerde kalmalıdır. bunun düşük olması, dokuların hayatiyetini sürdürecek kapasitede kanın onlara ulaşmamasına neden olabilir. Kan basıncının yüksek olması, bazı ince damarlarda yırtılmalara yol açabilir. Kan basıncı, kalbin pompaladığı kan miktarıyla birlikte, damar direncine de bağlıdır. Her iki etmen de, sinir sisteminin denetimi altındadır. Bu denetlemede, kalp hızının artması ya da azalması, arterlerin kas tabakalarındaki kasılma ve genişlemeleri sonucu onların çaplarını değiştirmeleri yoluyla ayarlanır. Bu kontroller, daha ziyade, basınca hassas reseptörlerle (almaçlar) sağlanır, bunlarda karotis sinüsleri ve aortik preseptörlerdir.
Anormal Kan Basıncı :

Kan devri oranı ; insan vücudunun her 450 gramına karşılık ortalama 40 cc. kan vardır. Belirli bir zaman dilimi içinde kalpten pompalanan kanın miktarı ise vücudun o zaman diliminde sarf ettiği fiziksel eforla doğru orantılı olarak artar veya azalır. İnsan kalbi bir günde ortalama 7.200 litre kan pompalar.

  Kan Basıncının otonomik kontrolü stresle altüst olabilir. Böyle durumlarda O2 eksikliği, baş ağrısı, halsizlik bulantı ve bilinç kaybına yol açabilir.

Fiziksel veya fizyolojik etkilerle kan basıncı bazen beyini yeterince besleyemeyecek düzeye düşebilir. Bu durum baş dönmesi ve bayılmalara neden olabilir. But durumda hasta bilincini yitirip yere düşer. Yerde yattığı sürede ise, kan basıncı düşük de olsa, beyine kan gitmeye başlayacak ve baygın kişi yavaş yavaş kendine gelecektir.

Şok olayı da kan basıncında anormal değişikliklere yol açan bir durumdur. Şok, yaralanma, kanama, yanık, kusma, aşırı ishal, fistül v.s gibi durumlarda, şiddetli zedelenmelerde, kan veya plazma kaybı ile ortaya çıkan bir durumdur. Böyle koşullar altında, kan basıncı denetim, altına alınamaz ve ciddi doku hipoksisi gelişir. (O2 düşmesine bağlı) Şok tablosu tanımlanıp, tedavi edilmediği sürece ölümle sonuçlanabilir. Şoktan sadece beyin değil vücudun tüm organ ve dokuları etkilenir. Şokun en tehlikeli olanı ise kan kaybının dışarıdan gözlenmemesi halidir. İç kanamalı olan bir hasta, genelde basit bir baygınlık geçiren bir kişi görünümündedir.

DOLAŞIM SiSTEMİ Hakkında ile Benzer Yazılar:

29 Mayıs 2012 Saat : 7:11

DOLAŞIM SiSTEMİ Hakkında Yazısı için Yorum Yapabilirsiniz

------   İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR ------ ------------------------------------------------------- ------   SPONSOR BAĞLANTI ------