Erozyon Nedir?

Son Güncelleme: 29 Mayıs 2012 - 5:02 0 Yorum Yazar:

kütüphane 1Erozyon, “canlı toprağın aşınmasını ve taşınmasını önleyen bitki örtüsünün, insanların veya tabiat koşullarının etkisi ile bozulması ve yok olması sonucu, koruyucu örtüden yoksun kalan toprak materyalinin, insan faaliyetlerinin veya tabiat koşullarının etkisi ile parçalanması ve bulunduğu yerden başka bir yere taşınması ve yığılması olgusudur.Bu olgu, toprağın canlı bölümünün denizlere ve barajlara sürüklenerek, insanların istifadesinden çıkması suretiyle, kara parçalarının önce çoraklaşması ve sonuçta çölleşmesi kaçınılmaz sonucunu yaratmaktadır. Doğal bitki örtüsünden arındırılmış ormanlık yerlerde ise, yaprak ve dal faydalanması nedeniyle humus tabakası olmayan topraklar üzerinde erozyon son derece şiddetli seyretmektedir.

Erozyon doğanın yanlış kullanılması sonucu ortaya çıkan bir olgudur. Yanlış kullanım sonucu doğal denge bozulmakta, böyle olunca da doğal dengenin vazgeçilmez öğelerinden olan su ve rüzgar, arazi eğimini ve dereleri kullanarak yıkıcı bir güç konumuna gelmektedir. Bu kez savaş, varlığına her zaman gereksinme duyulan doğal olaylara karşı verilmektedir. Erozyon, tabiatın normal süreci içinde meydana geliyorsa normal erozyon; insanın tabiattaki toprak, su ve bitki arasındaki dengeyi bozucu nitelikteki müdahaleleri sonucu meydana geliyorsa hızlandırılmış erozyon adını almaktadır. Normal erozyon, genellikle insan müdahalesi olmayan yerlerde görülür ve çok yavaş olarak gelişir. Meraların aşırı derecede otlatılması, ormanların tahrip edilmesi ile daha az korunan toprak, su ile kolayca taşınabilmektedir ve erozyon hızlanmaktadır. Yapıcı Unsurlara Göre Erozyonun Çeşitleri Özellikle ülkemizde tahribatı büyük boyutlara ulaşan su erozyonu, erozyon çeşitleri içerisinde en önemlisidir. Su erozyonundan sonra diğer erozyon çeşitleri önem sırasına göre; rüzgar, çığlar, heyelanlar ve buzullar olarak sıralanır.

Çığ zaman zaman can ve mal kayıplarına neden oluyorsa da su erozyonu afeti karşısında ikinci planda kalmaktadır. A) Su Erozyonu Su erozyonu, diğer erozyon çeşitleri içerisinde en yaygın ve en etkili olanıdır. Bunun için, toprak erozyonu denildiğinde akla su erozyonu gelmektedir. Türkiye topraklarının % 86’sında erozyon vardır. Böylece su erozyonunun etkilediği alan 66.9 milyon hektarı bulmaktadır. Yurdumuzdaki önemli can ve mal kayıpları su erozyonu sonucu meydana gelmektedir. B) Çığlar Çığ, pürüzsüzlüğü olmayan eğimi yüksek kayalık ve otlu satıhlara düşen aşırı kar yağışlarının kaygan satıhtan kopması ile aşağı kısımlara doğru hızını ve miktarını arttırarak meydana gelen bir kar kitlesi akımı olayıdır. Bu kar kitlesi önüne gelen insanların ölümüne neden olabildiği gibi ev, ahır, sanayi tesisi v.b. gibi yerlere zarar vererek kara ve demiryollarını kapatabilmekte günlerce trafiği aksatabilmekte ve sportif amaçlı gezilerde insan ölümlerine neden olmaktadır. Türkiye’de yalnız 1985 yılından bugüne kadar 233 çığ olayı tespit edilmiş ve bu süre içinde 604 kişi hayatını kaybetmiştir Türkiye’nin aşırı derecede ormansızlaşmış, yükseltisi yurdun diğer kısımlarına oranla daha fazla ve yağışların genel olarak % 45′ den sonraki meyilde kar şeklinde düştüğü Kuzey- Kuzeydoğu ve Doğu Anadolu’da çığ olaylarına sıkça rastlanmaktadır, can ve mal kayıplarına neden olduğu gibi yerleşim yerlerini, yolları, turistik tesisleri ve devlet yatırımlarını tehdit etmektedir. C) Rüzgar Erozyonu Rüzgar erozyonu sonucu verimli toprakların kaybı, buharlaşmanın hızlanmasıyla toprak nemliliğinin azalması, bitki büyümesinin yavaşlaması ulaşımın aksaması ve verimin düşmesi olumsuzluklarını ortaya çıkarmaktadır. Taşınan kum ve verimsiz toprak, üretken tarım topraklarını kaplayarak, tarım yapılamaz hale getirmektedir. Mevcut Durum Türkiye jeomorfolojik yapısı itibariyle engebeli bir ülkedir. Nitekim ülkemizin toplam alanının % 46’sını % 40’dan fazla eğime ve % 80’den fazlasını da % 15’den fazla eğime sahip sahalar teşkil etmektedir. İklim yarı kurak, yağışlar düzensiz ve şiddetli sağanak şeklindedir. Bütün bu olumsuz faktörlerin yanında, toprağı normal yapısı ile koruması gereken ormanlar, yangın ve kaçak kesim sonucu koruyucu vasfını büyük ölçüde yitirmiş, meralarda aşırı otlatma ve tarla açmaları ile korumasız hale gelmiştir. Erozyon bütün Dünya’ da değişik şekil ve şiddette meydana gelmekte ise de yurdumuzda özellikle daha yaygın ve hızlı seyretmekte ve hemen hemen her çeşidi bulunmaktadır. Yüzeysel erozyon, oyuntu erozyonu, arazi kaymaları, rüzgar erozyonu ve çığlar bunların başlıcalarıdır. Buna karşın Türkiye’de, erozyonla savaş çalışmaları ne yasal, ne teknik ve ne de sosyo-ekonomik yönlerden rayına oturmamıştır. Bunun sonucu olarak toprak servetinin kaybı yanında sık sık sel felaketleri meydana gelmektedir. Örnek olarak 1998’de Batı Karadeniz selinde 30, 1995 İzmir selinde 63, ve yine 1995 Senirkent selinde 74 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, büyük derecede maddi zarar meydana gelmiş. EROZYONUN ZARARLARI: Bugün çöller ve çölleşme yarası almış bölgeler, tıpkı kanserli bir hücre gibi, sinsice yayılma eğilimdedir. Günümüzde de gelişmekte olan 100 Ülke, çölleşme tehdidi ile karşı karşıyadır. Sorun yer yüzünde 1 milyar insanın yaşamını ve geleceğini tehlikeye sokmaktadır. Dolayısıyla bu ülkeler ve insanlarla ilişkideki diğer ülkeleri ve insanları da tehlikeye sokmaktadır. “Toprak aşınması” olarak da tanımlanan erozyon ise, bugün dünyada çölleşmenin en önemli nedenidir.

Toprağın aşınmasını önleyen bitki örtüsünün yok edilmesi sonucu koruyucu örtüden yoksun kalan toprak, su ve rüzgar etkisiyle aşınıp taşınıyor. Erozyon olayının temelinde insan unsuru ve onun doğaya, ormanlara ve otlaklara karşı olan olumsuz davranışları yatmaktadır. Dünyamız her yıl 7 milyon hektardan daha fazla, yani yaklaşık İrlanda büyüklüğünde bir alanı erozyonla kaybediyor. Türkiye topraklarını %85’inde orta, şiddetli ve çok şiddetli erozyon hüküm sürmektedir. Bu da 63 milyon hektar genişliğinde bir alan anlamına gelmekte. Son yıllarda hemen hemen her yağıştan sonra görülen sel, taşkın,toprak kayması ve çığ olayları, bu boyutta yaşanan erozyonun bir sonucudur. Bugün erozyon ile kaybettiğimiz topraklar Türkiye‘yi yakın bir gelecekte baştan başa çöle dönüştürecek boyutta. 1992 Rio Dünya Çevre Zirvesi’nde açıklanan veriler göre 2010 yılında,Türkiye’yi topraklarının %85’i çöl olacak. Türkiye’nin toprak kaybının yılda 1 milyar 400 milyon ton olduğu tahmin ediliyor. Oysa bilimsel verilere göre 1 cm toprağın oluşması için 300 ile 1000 yılın geçmesi gerekiyor. Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP), çölleşmenin dünyadaki yıllık maliyetini 42 milyar dolar olarak hesaplanıyor. Bu maddi kaybın ötesinde, suluk, göç ve hastalıklar da kaçınılmaz sonuç olarak çıkıyor. Çölleşme, küresel ısınma ve biyolojik zenginliğin kaybı gibi sorunları da beraberinde getiriyor. Toprağın uygun olmayan yöntemler ile kullanılması, sanayi faaliyetleri, ormansızlaşma, bitki örtüsünün yok edilmesi, bütün kıtalarda çölleşmeye yol açıyor ve bu süreci hızlandırıyor. Vaktiyle bütün dünyada 8.8 milyar hektar olduğu tahmin edilen ormanların bugün üçte birden fazlası insani nedenlerle yok edildi. Bugün karaların ancak üçte birinin ormanlarla kaplı olduğu belirtiliyor. Dünyamız saatte 3 bin dönüm, dakikada 50 dönüm orman alanını her geçen gün biraz daha artan bir hızla kaybediyor. Bu tahminlere göre dünyamızdan her yıl 22 – 23 milyon hektar orman alanı eksilmekte. Gelecek yüzyılda, gelişmekte olan ülkeler yaşayan insanların yarısından fazlası yakacak odun bulamayacak. UNEP yetkilerince hazırlanmış raporlara göre tropikal ormanların % 80 ‘inin 2000’li yıllarda ortadan kalkacağı tahmin ediliyor. Bir bölgenin ormanları kesilip, bitki örtüsü tahrip oldukça normal olarak bitki örtüsünün tutacağı , ekosistemin içinde kalıp çevreyi yeşillendirecek, pınarların akmasını sağlayacak olan su, sistemin dışına, denizlere doğru akar. Artan yüzey suyu, beraberin de toprakları da taşır, erozyona neden olur. Bu bir varsayım değildir, bilimsel olarak yıllardır çeşitli, ülkelerde ve bu arada ülkemizde yapılan ölçümlere dayanan bir gerçektir. Erozyonun zararlarını kısaca ve maddeler halinde belirtecek olursak: • Erozyonun verdiği en büyük zarar yeniden oluşması için binlerce yıl gecen örtü toprağımızın elden çıkmasıdır. • Her yıl 4-5 trilyon destek vererek toprağa attığımız suni gübreden daha fazla doğal besin maddesi erozyonla kaybolan topraklar içinde elimizden çıkmaktadır. • Toprakları erozyonla verimsizleştiren, giderek yok olan tarım arazileri, hızla artan nüfusu besleyemez olmuş ve kırdan kente göç hızlanmıştır.

Göçler şüphesiz ekonomide çok ağır yükler ve sıkıntılar yaratmaktadır. • Kaybettiğimiz topraklarımızın barajlarımızı doldurması ve ömürlerini kısaltmasının milli ekonomimizde yarattığı zararların boyutları çok büyüktür. • 2000’li yıllarda suyun petrol kadar, belki daha önemli bir meta olacağı kesinleşmiştir. Bitki örtüsü ve toprak olmadan kar ve yağmur sularımızın boşa akıp gitmesi önlenerek rezervlere indirilmesi, depolanması ve su kaynaklarının düzenli ve sürekli beslenmesi mümkün değildir. • Bitki örtüsünün kalkması erozyona başlıca sebep teşkil ederken toprak kaymaları, taşkınlar, sel ve çığ felaketlerine ve korkunç zararlara yol açmaktadır. • Toprağın kaybı ile daha yerine koyamadığımız Orman varlığımızın milli ekonomideki yerini değerlendirmek için bir ağacın ömrü boyunca ürettiği fonksiyonel değerleri toplamının odun değerinin 2000 katı olduğunu dikkate almak yeter. EROZYONUN ETKİLERİ: A) EROZYONUN BİR ÜLKEYE ETKİSİ : Erozyon toplumsal sorunların artmasına yol açmaktadır. Yanlış arazi kullanımı, tarım alanlarının verimini azaltmaktadır. Doğduğu ve büyüdüğü yerde geçim şansı ortadan kalkan insanların, kentlere göçmekten başka seçeneği kalmamaktadır. Köyden kente göç ise, alt yapının yetersiz olduğu kentlerdeki ekonomik ve toplumsal sorunları daha da ağırlaştırmaktadır. Kuşkusuz erozyon direk olarak oluştuğu yerdeki ülkeyi etkiler. Ama tarih kitapları, eski medeniyetlerin savaşlardan battığını yazar, ülkeye azar azar kemiren erozyon ve tarım üretimin düşmesi gibi uzun vadede ülkenin gücünü etkileyen etkenlerden söz etmez. Oysa, arkeolog ve ekologların bir arada çalıştıkları bazı projeler, çevre etkenler uygarlıkların çöküşünde ne kadar çok rol oynayabileceğini göstermektedir. Bu örneklerden biri, orta Amerika‘nın Yukatan bölgesinde yüzyıllardan sonra birden çöken Maya medeniyetidir. Yeni verilere, göre Maya uygarlığının savaş gibi dış etkenlerden değil; nüfusun on yedi yy boyunca yavaş yavaş artması, tarımın yoğunlaşması, bitki örtüsünün tahribi sonucu toprağın taşına gücünün azalması gibi nedenlerle battığı sanılıyor. M.S. 250 tarihinde büyük bir ekolojik krizle, ülkenin nüfusu onda bire düşmüş. B) EROZYONUN TARIMA ETKİSİ: Erozyonun en büyük etkisi tarımadır. Topraktaki erozyon ile verimsizleşen giderek yok olan tarım arazileri, hızla artan nüfusu besleyemez olmuş ve kentlere göçler başlamıştır. Bu yaşanan göçler ülke ekonomisini olumsuz yönden etkilemektedir. Hayvancılığa ve tarıma dayalı ekonomimiz artık bitmiştir. Toprağın verim düşüklüğü ve nüfus artışı sebebiyle sürekli gerilemektedir. Nüfus artışına karşın tarım nüfusu sabit değildir. Her yıl buğday ithali sürekli artış göstermektedir. Artık çiftçinin eğitimininde önemi anlaşılmıştır ve yem bitkilerinin kültürü, çayır, mera ve sağlıklı süt konularında bilgi vermektedirler. Tarım ve erozyon arasındaki ilişkiyi açıklayan en önemli örneklerden biri, 1950’li yıllarda tarıma açılan Kazakistan stepleridir. Birkaç yıl tarım yapıldıktan sonra, Hazar Denizi’nin kuzeyine rastlayan bu oldukça kurak bölgede, şiddetli erozyon baş gösterdi. Buraları otlak olarak kullanan atalarımız, bu konuda haklıymışlar. Tarım alanları terk edildi ve bu topraklar yeniden otlağa dönüştü. Aynı şekilde, Çin’de de otlaklardan tarıma kazanılan topraklar zorunlu olarak terk edildi. Daha küçük çapta da olsa, buna benzer örnekler Ülkemizde de yaşandı. 1950’de 16 milyon hektar tarım alanı, 1980’de 28,2 milyon hektara ulaştı, 1950’li yıllarda İç Anadolu’da Karapınar, Ürgüp yörelerinde, otlak olarak kalması gereken alanlar, çevredeki bazı çiftçilerin itirazına rağmen, tahıl tarımına açıldı. Birkaç yıl sonra eski otlaklar, o kadar inandırıcı bir çöl görünümünü almıştı. Bu arada, yeni tarım bölgelerinin bir kısmı terk edildi ve ülkenin tarım alanı1983’te 26,6 milyon hektara düşürüldü. C) EROZYONUN BARAJLARA ETKİSİ Hayatta kalabilmek için tüm canlıların ihtiyacı olan suda barajlarımızın erozyon sonucu toprağın kaymasıyla dolmakta yakın bir gelecekte yağmur ve kar sularını toplayamaz duruma geleceğiz. Şimdiden barajlarımızın ömrü azalmış milli ekonomimizi tehdit eden bir konuma gelmiştir. Erozyon ile birlikte akarsularla sürüklenen topraklar bir taraftan denizlere ve göllere taşınırken diğer taraftan da baraj göllerinde birikmektedir. Böylece trilyonlarca masraflarla inşa edilen, sulama ve enerji amaçlı bu yapıların ekonomik ömürleri iyice kısaltmaktadır. Küçük bir göl olan Tortum Gölü’ne yılda ortalama 2,5 milyon ton alüvyon (bereketli üst toprak) gelmekte ve her yıl gölün 15-20 metrelik bir bölümü kara haline dönüşmekte. 1936 yılında işletmeye açılan Ankara Çubuk 1 Barajı, bugün neredeyse dolmuş durumda. Fırat Nehri üzerinde havzadan aşağıya doğru Keban, Karakaya ve Atatürk barajları yer alıyor. Bu barajlara Fırat Nehri ile onun küçüklü büyüklü yan kollarından ve yamaç arazilerinden her yağıştan sonra önemli miktarda toprak taşınıyor. Keban’ın işletmeye alındığı 1974 yılından günümüze kadar geçen sürede baraj tabanında en az 693 milyon ton toprak birikmiş olduğu hesap ediliyor. TÜRKİYE’DE EROZYON Erozyon, tüm dünyanın en önemli sorunlarından biridir. Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) rakamlarına göre, dünya topraklarının %25’i ve 900 milyon insan, erozyondan etkilenmektedir. Yapılan hesaplamalara göre, dünyanın son 20 yılda erozyon yüzünden canlı toprak kaybı 480 milyar tondur. Türkiye de büyük boyutlarda yaşanan erozyondan etkilenmektedir. Türkiye topraklarının yaklaşık %80’inde orta ve şiddetli erozyon yaşanmaktadır. Erozyon yüzünden bir yılda kaybettiğimiz canlı toprağın en az 500 milyon ton olduğu hesaplanmıştır. Bu toprakla birlikte kaybedilen çok kıymetli mineraller ve organik maddelerin 9 milyon ton ve değerinin en az 25 trilyon TL. olduğu bilinmektedir. Eğer önlem alınmazsa 25 yıla varmadan Türkiye topraklarının yüzde 85’ini kaybedecek. Rakamlardan da anlaşıldığı gibi karşı karşıya olduğumuz en büyük tehlike erozyondur.Ülkemizin hızla çölleştiği, Rio’da yapılan Dünya Çevre Zirvesi’nde de doğrulandı. Türkiye’de erozyon Avrupa’dakinin 17 katı, Amerika’dakinin ise 6 katıdır. Acil önlem alınmadığı taktirde, ülkemiz yakın bir gelecekte çöl olacaktır. Hidrologlar, erozyon miktarını nehrin taşıdığı toprak, kil, kum gibi katı madde miktarını ölçerek kestirirler. Derlenen verilere göre, Fırat Nehri’nin taşıdığı yıllık ortalama katı madde miktarı 73 milyon ton. Erozyon şiddetini değerlendirmek bakımından daha yararlı bir değer elde etmek için bu rakam, Fırat’ın suyunu topladığı alan suyunu topladığı alana, teknik adıyla “havza” ya da “drenaj alanı” nın yüzölçümüne bölünür. Fırat’ın havzası 101 km² başına 727 ton toprak taşınmakta. Ülke çapında ortalama erozyon, gene bu birimlerle 600 ton kadar. Fırat havzasından daha da fazla erozyona , Kızılırmak (929 ton ), Dicle (1085ton) ve Yeşilırmak (1521 ton) havzalarında rastlanıyor. Bilimsel ölçümleri bir yana bırakılsa bile, bu havzaların en şiddetli erozyona uğrayan alanlar olduğunu görmek oldukça kolay: Ülkenin en bulanık, en çamurlu akan nehirleri bunlardır. Ülkemizde en fazla aşınan ve en fazla taşınan Yeşilırmak havzasında, km² de 1521 ton erozyon, yılda ortalama 0,6 mm. üst tabaka toprağının kaybolmasına tekabül ediyor. Bu da çok şiddetli bir erozyon oranı, çünkü 1 mm üst toprağın oluşması genellikle bir yıldan çok daha fazla zaman alıyor. Erozyon, normal boyutlarında kalsa, her yıl oluşan yeni üst toprak ile aşağı yukarı bir dengede olacaktır. Ama aşınma, toprağın oluşma hızını geçtiği zaman, eko sistemden net bir toprak kaybı oluyor. Yeşilırmak havzası gibi alanlarda bu net toprak kaybının yıllar boyu sürmesi halinde, gelecek kuşaklar için toprağın taşıma gücü azalacak. Bu, sürdürülebilir bir durum değildir Etiyopya ve eski Maya ülkesi gibi toprağın, üzerinde yaşayan insanları besleyemez bir hale gelmesiyle sonuçlanabilecek bir durum. Neyse ki, ülkenin tümü Yeşilırmak havzasının hızıyla aşınmıyor. Türkiye ortalamasının altında erozyon gösteren havzaların arasında Seyhan (563 Ton), Gediz (582 Ton), B. Menderes (519 Ton), Göksu (331 Ton) bulunduruyor. Genelde, bir akarsu havzasında, akarsuyun her kolu üzerinde eğim, bitki örtüsü, arazi kullanımı özellikleri çok farklılıklar gösterebiliyor. Çoğu kez, havzaların üst kısımlarında aşınma ve taşınma olayları, aşağı havzalara kıyasla çok farklı olabiliyor. Aşınma oranı eğimin yüksek, arazinin de çıplak olduğu yerlerde çok yüksek. Toprak aşınması ise, nehrin akış hızına bağlıdır. Bir nehrin aşağı kesimlerinde eğim azalınca nehir yavaşlar ve genişler. Bunun sonucu, taşınan toprağın büyük kısmı nehir yatağında birikir. Doğal dengesi bozulmamış küçük akarsu havzalarından taşınan toprağın genelde çok az olduğu görülür. Örneğin B. Menderesin kollarından Çine Çayı’nın taşıdığı miktar, havzanın her km²’si başına 103 ton olduğu halde B. Menderes havzası bir bütün olarak ele alındığında taşınan toprak miktarı 519 tondur. Çine Çayı da erozyonu az olmasının sebebi, bu havzanın bitki örtüsü oldukça sağlıklı, doğal toprak – su dengesinin bozulmamış bir alan olmasında yatıyor. Çine Çayı gibi akarsuların normal toprak – su dengesine yakın bir durumda olduğunu kabul edelim. Ülkemizde ortalama aşınma yılda km² başına 600 Ton olduğuna göre, bu karşılaştırmadan şöyle önemli bir sonuç çıkarılıyor: Demek ki ülkemizde, normal aşınma olayına kıyasla en az altı kat oranında erozyon hüküm sürmekte. Ülkemizde gerçekten tarım yapılabilecek verimli topraklar, düşünülenin aksine, çok kısıtlıdır. 1. sınıf tarım toprakları ülke yüzölçümünün sadece %6,4’ü, 2. sınıf tarım toprakları ise %8,7’sini oluşturmaktadır. Buna karşılık, kişi, müessese ve tüm kamunun sorumsuzlukları sebebiyle bu son derece “değerli” topraklar, üzerinde tarım yapılması gerekirken, sanayi oluşumlarına, yerleşim alanlarına, karayollarına harcanmaktadır. Yalnız Trakya’da, yeni otoyol 8-10 km. kuzeydeki tarıma uygun olmayan araziden geçirilmediği için, yitirilen verimli toprak 50 bin hektardır. Tuğla fabrikaları yılda 20 bin dekar alüvyon toprağı yok etmektedir. Ancak bu söylemden, “ülkemizde sanayi kurulmasın, yerleşim alanları açılmasın ya da karayolu yapılmasın” anlamı çıkartılmamalıdır. A.Ü. Ziraat Fakülkesi’nden Prof. Koray HAKTANIR’ın da belirttiği gibi “Bir otomobil fabrikası başka bir yere kurulabilir, ama basit bir patates tarlası bir daha yaratılamaz. Bu felaketi engelleme amacıyla, büyük mücadeleler sonunda 1989’da çıkarılan “Tarım Alanlarının Amaç Dışı Kullanımının Önlenmesi” yasası, bir yıl bile geçmeden tadile tabi tutularak ve uygulamada “hükümsüz” kılınarak, sulu tarım alanlarına bile tesis yapılabilmesi mümkün kılınmıştır. Ormansızlaşma, ülkemizin diğer bir felaketidir. Türkiye’de orman sayılan alanlar 20,2 milyon hektardır. Fakat bu alanların %56’sı bozuk ve verimsizdir. Nüfus başına düşen ormanın dünya ortalaması 12 dönüm iken, ülkemizde bu sadece 3,2 dönümdür. On dönümlük orman alanında yıllık hammadde odun oluşumu, Almanya’da 5,6m3, Romanya’da 4,6m3 iken bizde 1,4m3’tür. Türkiye, ormanlarının hem nitelik hem de niceliği bakımından son derece fakir bir ülkedir. Türkiye’nin 1993 yılı odun hammadde tüketimi 33 milyon m3’tür. Aynı yıl devlet ormanlarından 15 milyon m3, kavakçılık sektöründen 4 milyon m3 üretim yapılmış ve ithalatla da 3 milyon m3 sağlanmıştır. Geri kalan 11 milyon m3 devlet ormanlarından kaçak kesimlerden sağlanmıştır. Meraların tahribi olgusu da ülkenin geleceğini karartan bir diğer olgudur. 1935’te 44,3 milyon hektar çayır ve meramız vardı. Bu miktar bugün 21,7 milyon hektara inmiştir. 60 yılda meralarımızın yarısından fazlasını kaybettik. Ve kalan meralarımızın çok büyük çoğunluğu vasıf ve verimliliklerini kaybetmiştir. Bu konuda nedenler çeşitli ama temel neden aynıdır. Hemen tamamı devlete ait olan çayır ve meralarımızın sahibi yoktur ve bakanı koruyanı yoktur. Devletin çayır ve meralarının bugün 2001 yılında 1858 tarihli “Osmanlı Arazi Kanunnamesi” ile, esas itibariyle, yürütüldüğünü ve bu konuda hazırlanmış olan kanunun tam 35 yıldan beri, parlementomuzun genel kuruluna çıkarılmamıştır. Bunu sonucu dünyanın en az hayvan yetiştiren ülkesi Hindistan’dan et ithal ediyoruz. . Tarımda da durum farklı değildir. Buğday üretimi 1988’de 20,5 milyon tondan 1995’te 15,7 (tahmini rekolte)’ye inmiştir. Bu durum kişi başına buğday üretimimizin 382 kg’dır. 1986 ile 1993 yılları arasında çavdar üretimi kişi başına 6,8 kg’dan 3,9 kg’a, yulaf üretimi 5,8 kg’dan 4,1 kg’a, pirinç üretimi 3,2 kg’dan 2,2 kg’a, ayçiçek üretimi 18,3 kg’dan 13,6kg’a, zeytin üretimi 19,6 kg’dan 9,2 kg’a düşmüştür. Bu yetersizliğin halka yansıyan bölümünü basit bir örnekle gösterebiliriz. İstanbul’da 1990 yılı Şubat ayında ekmeğin bir kilogramı 1250.-TL. iken, bugün 125.000.-TL (100 kat) olmuştur Erozyonun asıl sebebi, bitki-toprak-su arasındaki dengenin insanlar tarafından bozulmasıdır. Yeşil örtünün yok edilmesi, toprakla su arasındaki barışıklığı bozar ve bu iki can yoldaşını birbirine düşman eder. Bitki-toprak-su dengesini bozmamızın yarattığı çok önemli diğer bir sorun da yakın zamanda açlığa ilaveten susuzlukğa mahkum olacağımızdır. Yıllık kullanılabilir su kapasitesi 110 milyar m3 olan, 200’den fazla kurulu barajı olan Türkiye susuz kalacak. Çünkü bütün barajlarımız büyük bir hızla toprak dolmaktadır. Keban Barajı’nın daha şimdiden üçte biri toprak dolmuştur. 150 yıl çalışmak üzere inşa edilen Sarıyar Barajı’nın 25 metrelik su bacasının sadece 5 metrelik kısmı su üzerindedir ve baraj 10 yıl sonra elektrik üretemeyecektir. ODTÜ’nün yaptığı bir araştırmaya göre, sadece erozyon yüzünden 16 barajımız verimli olmaktan şimdiden çıkmıştır. Seyhan Barajı’nda 20 yıl sonra elektrik üretimi yapılamayacaktır. Çukurova Üniversitesi’nin yaptığı incelemelere göre GAP’taki barajlarımız, beklenenden önce toprakla dolacaktır. Bu duruma hiç şaşırmamak gerektiğini belirtiyorlar. Zira, Fırat Nehri’nin tek başına yılda 110 milyon ton toprak sürüklediği devlet kuruluşlarının tespitidir.. Bu sorunları artıran çok önemli bir problemimiz de hiç şüphesiz, kontrol edemediğiniz nüfus artışımızdır. Türkiye’nin bugünkü nüfusu 62,8 milyondur. Bu nüfus beş yıl sonra 70 milyon ve on beş yıl sonra 100 milyon olacaktır. Ükemizin bugünkü ve mevcut gidiş karşısında gelecekteki kapasitesi, bu nüfusun hiçbir ihtiyacını karşılayabilecek durumda değildir. Bugün nüfusumuzun %72,5’i kentlerde yaşamaktadır. Oysa daha beş yıl önce bu oran %59,2 idi. Son beş yılda kentlerimizin nüfusu 12 milyon artmıştır. Bu kentsel yığılma, mevcut 4 milyon işsiz hariç, her yıl en az bir milyon kişinin “yeni iş talebi” demektir. Gelişmiş ülkelerde, tarımda çalışanların sanayide çalışanlara oranı sürekli yükselmektedir. Ancak bu azalma, tarımda teknolojinin gelişmesi ve verimliliğin artması, sanayide ise istihdam artışları nedeniyle yavaş ve düzenli olarak gerçekleşmektedir. Ülkemizde ise, köylerden kentlere göç, böyle olumlu bir gelişme sonucu değil, toprak erozyonunun yarattığı yoksulluk, açlık ve susuzluk nedeniyle oluşmaktadır. Ülkemizde oluşumu açıkça görülen bu olumsuzlukların yaratacağı ciddi sonuçları önlemenin tek yolu, kırsalda çiftçilik ve hayvancılıkla geçinen aileleri, yerlerinde memnun ve mutlu kılacak bir ortam yaratmaktır. Böylece hem tarımsal ve hayvansal ürün ihtiyaçlarımızın kendi imkanlarımızla karşılanması ve hem de kentlerdeki yığılmanın getirdiği pek çok ekonomik, sosyal ve sonuçta siyasal çalkantı ve çöküşün önlenmesi mümkün olabilecektir. Bunun olabilmesi için de, ülkemizin yeşil örtüsünü, ormanımızı, fundalığımızı, çayırımızı, meramızı korumalı ve bu suretle erozyona mani olarak, en kıymetli doğal varlığımız, tarımımızın ve hayvancılığımızın anası olan toprağımıza sahip çıkmalıyız. Dünyadaki Erozyonun Türkiye İle Karşılaştırılması Türkiye’deki akarsular ile sadece yüzer halde taşınan malzeme miktarı ortalama olarak yılda 345 milyon tonun üzerindedir. Dünyadaki akarsularda yüzer halde taşınan katı madde miktarı toplam 20 milyar ton düzeyindedir. Türkiye’deki akarsuların taşıdığı yüzer haldeki malzeme miktarı, dünyada taşınan katı madenin 1/50’sine denk düşmektedir. Ülkeınizde 1 kilometrekarelik alandan aşınarak akarsulara karışan ince malzeme miktarı, yılda ortalama yaklaşık 600 tondur: Dünyada ise yılda ortalama 142 tondur. Ülkemizde birim alandan taşınan katı materyal miktarı; Afrika’dan 22 kat, Avrupa’dan 17 kat ve Kuzey Amerika’dan 6 kat daha fazladır . Bu rakamlar, ülkemizdeki erozyonun çok şiddetli olduğunu göstermektedir TÜRKİYE’DE MERA ALANLARI VE SORUNLARI: Türkiye’deki mera alanlarının % 87’si tarıma elverişli olmayan V.,VI. ve VII. Sınıf arazilerdir. Topoğrafik yapı nedeniyle genellikle dağlık olan ülkemizde tarıma elverişli düz araziler oransal olarak fazla değildir. Oldukça meyilli ve yüksek araziler mera olarak kullanılmaktadır. Bu nedenle meralarımız erozyona karşı hassas yerlerdir. Dolayısıyla meralarımızda aşırı otlatmaya meydan vermeden, düzenli otlatma yapılmasının önemi daha da artmaktadır. Eski çağlardan beri çeşitli kültürlere beşiklik etmiş Anadolu’da yer yer yoğun olarak tarım ve hayvancılık faaliyetleri yapıldığı bilinmektedir. Bu bölge, Urartu ve Hititler zamanında Anadolu’dan civar ülkelere tarımsal ürün ihraç etmekteydi. Daha sonraki dönemlerde, özellikle Osmanlılar zamanında iç isyanların çıktığı, asayişin kontrol altına alınamadığı devirlerde bir kısım halkın baskılardan kurtulmak için dağlık alanlara gitmesi ile dağınık bir yerleşim şekli ortaya çıkmıştır. Kapalı ekonominin uygulandığı bu kesimlerdeki nüfusun zamanla artması ve buna paralel olarak hayvan sayısının da artışı sonucu meralar üzerindeki aşırı ve düzensiz otlatma başlamış ve gittikçe artan yoğunlukta devam etmiştir. Böylece yıllardan beri devam eden aşırı ve düzensiz otlatma sonucu üzerindeki diri örtüsü büyük ölçüde tahrip olan meralarımız, erozyona maruz sahalar durumuna gelmiştir. Otlatma kapasitesi düşmüş olan bu sahaların yeniden verimli hale getirilmesi ve erozyon kaynağı olmaktan çıkarılması mera ıslahı çalışmalarının ana amacıdır. 1950’li yıllardan itibaren tarıma traktörün girmesi ile özellikle İç Anadolu platolarında bulunan mera alanlarının tarıma dönüştürülmesi hızlanmıştır. Diğer taraftan hayvan sayısındaki artış devam etmiştir. Birim sahada otlayan hayvan sayısı arttıkça meraların tahribi hızlanmıştır. Çünkü, aşırı ve erken otlatma meralardaki ot verim kapasitesini düşürdüğü gibi klimaks ot kompozisyonunu da bozmaktadır. Bu durum ise meraya özgü otların zayıflamasına ve zamanla ortadan kalkmasına neden olmaktadır. Buna karşılık meralarda bulunan ve çoğunluğu yabancı olan dikenli ve acı ot türleri artmaktadır. Nitekim sığırkuyruğu (verbascum sp.), sütleğen (euphorbia), çoban yastığı (acantholimon), deve dikeni (alhagi) ve geven (astragalus) gibi dikenli otlar ortama hakim duruma gelmektedir. Özellikle yarı kurak bölgelerimizdeki subalpin ot kompozisyonu önemli ölçüde bozulmuş ve buralarda yerli otların yerini kurakçıl ve dikenli olan otlar istila etmiştir. 6831 sayılı Orman Kanununun 20, 21 ve 22. Maddelerine göre Orman Bakanlığı’nın sorumluluk alanına giren meralardan 1 milyon hektar saha alınacak önlemlerle yeniden verimli hale getirilebilecek sahalardır. 1935 yılında 44,3 milyon hektar olan meralarımızda otlayan hayvan sayısı 20,3 milyon büyükbaş hayvan birimi (BBHB) iken, 1950 yılında 28 milyon hektar merada, otlayan hayvan sayısı 21 milyon BBHB olmuş, bugün ise 21,7 milyon hektar sahada otlayan hayvan sayısı 27,2 milyon BBHB’ ne ulaşmıştır. Diğer bir anlatımla 1935 yılında 1 BBHB için 2.2 hektar mera sahası düşerken, bugün 1 BBHB için 0.79 hektar mera sahası düşmektedir. 25 Şubat 1998 tarihinde çıkarılan 4342 Sayılı Mera Kanunu ile mera alanlarının belirlenen kurallara göre kullanılması, sürekli denetiminin sağlanması ve korunması ilkeleri belirlenerek mera alanlarının disiplin altına alınması sağlanmıştır; ancak, mera ıslahı çalışmalarına henüz başlanılamamıştır.

MERA ALANLARININ ISLAH EDİLEREK EROZYONUN ÖNLENMESİ VE HAYVANCILIĞIN GELİŞTİRİLMESİ İÇİN NELER YAPILMALIDIR Orman içi, orman kenarı ve orman üstü meraların teknik özellikleri, çerçevesinde yaşayan halkın sosyo-ekonomik sorunlarından dolayı diğer meralardan farklı özellikler taşımaktadır. Bu amaçla, mera alanlarından faydalandırılma karşılığı devlete gelir sağlama yaklaşımı ile değil halkın gelir ve kültür düzeyinin yükseltilmesi ile birlikte meraların ıslahı yapılmalıdır. Yurdumuzda erozyonun önlenmesinde; en ucuz ve etkili metot, meraların rasyonel kullanılmasıdır; çünkü, aşırı hayvan otlatılması ve otlatma mevsimine uyulmaması sonucunda meralarımız erozyonun kaynağı haline gelmiştir. Bütün dünyada olduğu gibi, hayvansal üretimde ahır hayvancılığı esastır. Bu amaçla; yem bitkileri üretimine ağırlık veren ve hayvancılığı geliştiren halk katılımlı entegre projelerin uygulamaya konması sağlanmalıdır. Mera alanlarındaki otlatma baskısını azaltmak için hayvan ırkları ıslah edilerek azami verim alınması sağlanmalı, ahır hayvancılığı geliştirilmelidir. Kuruluşlar arası koordinasyonlar sağlanarak ortak projeler üretilmeli, meralardan faydalanan yöre halkının katılımı sağlanmalıdır. Mera alanlarında otlatma planlamasının önemi örnek çalışmalar ile yöre insanlarına tanıtılmalı bu konuda eğitici çalışmalara ağırlık verilmelidir. TÜRKİYE’DE EROZYONUN NEDENLERİ 1) Doğal Yapıdan Kaynaklanan Nedenler : A) İklim İklimin erozyon üzerine etkisi; yağış, sıcaklık ve rüzgarla olmaktadır. Bunların içerisinde en önemlisi yağış olup, yağışın da şekli, şiddeti, süresi ve rejimi erozyona farklı etkiler yapmaktadır. Diğer taraftan sıcaklık, yağışların çeşidini, toprağın donmasını ve nem içeriğini etkilemek suretiyle detaylı olarak erozyonun şiddetine tesir etmektedir. Bu açıdan Doğu Anadolu Bölgemizde toprağın 50 cm. derinliğe kadar donması ve sıcak havalarda gevşemesi olayı, diğer bölgelerimizde yağmur ve rüzgar, erozyon olayları açısından önemlidir.Ülkemizin dünyadaki konumu nedeniyle özellikle İç Anadolu, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri’nde yaz kuraklığı ve yağış azlığı/yetersizliği diğer bölgelere göre daha fazladır. Bu nedenden dolayı, bitki örtüsünün zayıf olduğu bu bölgeler ülkemizin erozyondan en fazla etkilenen bölgeleridir. Çünkü, kurak ve yarı kurak sahaların mevcut ekosistemlerinin bozulması kolay ve hızlı olmakta ve bozulan ekosistemlerinin tekrar eski haline getirilmesi de zor ve pahalı olmaktadır. B) Topografya Yamacın eğim ve uzunluğu erozyonda etkili topografık etkenlerdir. Erozyonun şiddeti ve toprağın yüzeysel akışla taşınmasına neden olan faktörlerin başında eğim gelmektedir. Dünyada kara kütlesinin ortalama yüksekliği 700 m., Avrupa’nın 330 m., Afrika’nın 600 m., Asya’nın 1010 m. olmasına rağmen Türkiye’nin ortalama yüksekliği 1132 m. ‘ye ulaşmaktadır. Yükselti basamakları dikkate alınarak yapılan değerlendirme de 0-500 metre arasındaki alanlar ülkemizin % 17,5’u, 500-1000 metre arasındaki sahalar % 26,6’sını kaplamakta,1000-2000 metre arasındaki alanlar ise % 45,9’ a ulaşmaktadır. Ülkemiz arazisinin eğimli ve engebeli olması, orman ve ot örtüsünün tahrip edildiği alanlarda doğal dengenin hızla bozulması sonucunu doğurmaktadır. Doğal dengenin bozulması sonucu hızla toprakların aşınması süreci başlamaktadır. Erozyonun şiddetli olarak devam ettiği alanlarda altta bulunan jeolojik yapı yer yer taşlı ve kayalık araziler halinde ortaya çıkmaktadır. C) Jeolojik ve Toprak Yapısı Ülkemizin jeolojik ve toprak yapısı; genelde pekişme durumu zayıf, ayrışmaya ve değişmeye karşı fazla direnç göstermeyen taneli, tortul ve volkaniktir. Toprak ile jeolojik yapı arasında sıkı bir ilişki vardır. En fazla aşınmaya uğrayan zeminler Eosen ve Neojen zamanlara ait araziler ile volkanik kül ve tüflerdir. Genelde pekişme durumu zayıf, ayrışmaya ve erozyona karşı fazla direnç göstermeyen gevşek yapılardan oluşan topraklarımız erozyona hassas bir yapıdadır. Bu nedenle, en fazla aşınan ve sellere en fazla malzeme veren kaynaklar kumlu, siltli, çakıllı olan pekişmemiş araziler ile bünyesine su aldığında kısa sürede eriyebilen tuzlu ve alkali maddeler bakımından zengin, milli ve killi depolar olmaktadır. Ülkemizde, toprak örtüsünün tamamen yok olduğu eğimli alanlarda erozyonun şeklini, şiddet ve seyrini; jeolojik yapıyı oluşturan ana materyalin yapısı, bünye özelliği, yağış sularını tutma ve geçirme kapasitesi gibi fiziksel ve kimyasal özellikleri belirler. Öte yandan, kurak ve sıcak iklim şartları altında Anadolu’nun kapalı havzalarında çökelmiş olan tuzlu, alkali maddeler bakımından zengin killi, marnlı ve jipsli depolarda kimyasal erozyon ön plana geçmiştir. Ülkemizde, bazı ana kayalar üzerinde oluşan toprak aşınması; kayalık-taşlık alanların ortaya çıkmasına ve dolayısıyla buraların VIII. sınıfa giren araziler haline gelmesine yol açmıştır. D) Bitki Örtüsü ve Ölü Örtü Çıplak arazilere oranla bitki örtüsü ile kaplı arazilerde erozyon daha az meydana gelmektedir; çünkü, bitki örtüsü intersepsiyonla toprağa ulaşan yağışın miktarını, şiddetini ve mekanik etkisini azaltır,kökleriyle toprağı sarar ve taşınmasını önler. Orman toprakları ise, suyun akış hızını azaltır ve suyun toprağa sızmasını artırarak erozyonun şiddetini düşürür. Ayrıca; bitki örtüsü, toprak yüzeyinde biriktirdiği ölü örtü ile toprağı yağmura karşı korumaktadır. Özellikle, orman ölü örtüsü, en şiddetli yağışları yüzeysel akıma geçmeden toprak içerisine kolaylıkla geçirebilecek bir infıltrasyon kapasitesine sahiptir. 2) Sosyal ve Ekonomik Nedenler : A) Ormanların Tahribi Ülkemiz ormanları, bilinçsiz ve usulsüz faydalanmalar, otlatma, tarla açma ve bilinçsiz endüstrileşme gibi çok değişik kullanım amaçları ile tahrip edilmekte ve antropojen step alanına dönüştürülmektedir. Diğer taraftan bu alanlarımız orman niteliğini kaybettiği gerekçesiyle 1744/2 madde ve 2896/3302-2B gibi yasal düzenlemelerle orman tahdit alanı dışarısına çıkarılmakta ve böylece ormansızlaşma yaratılmaktadır. Mesela 1974-1994 yılları arasında 412:000 hektar alan orman tahdit alanı dışına çıkartılmıştır . Son yıllarda sık sık sel afetlerine uğrayan Bolu ilinin Düzce, Yığılca ve Kaynaşlı yerleşim birimlerinde 1968-1986 yılları arasında bu yasalarla ortaya çıkan orman azalmasının sırasıyla, 3876 ha., 2382 ha. ve 83,9 ha.olduğu saptanmıştır. Ayrıca, Anadolu köylüsü, orman alanlarının tümünü adeta bir mera alanı gibi görmekte ve herhangi bir izin almaya gerek görmeksizin bu alanlarda gelişigüzel hayvan otlatmacılığını sürdürmektedir. Ancak, orman idaresince gençleştirmeye tefrik edilen sahaların dikenli tel ile koruma altına alınması halinde bu otlatmaya zorda olsa engel olunabilmektedir. Bu şekilde; devlete ait orman alanlarının ve mera niteliği taşımayan hazine arazilerinin düzensiz ve aşırı otlatma amaçlı kullanılması da Türkiye’deki erozyonun artmasının ana etkenlerinden birini oluşturmaktadır. Her yıl meydana gelen yüzlerce orman yangını ile de binlerce hektar orman yok olmaktadır. Yüksek eğimli orman alanlarında, ormanın ortadan kalkması sonucunda erozyon hareketleri hızla artmaktadır: Yeşil örtünün bir anda yangınlarla yok olması, sağnak şeklinde yağan ilk yağışlarla birlikte toprak kaybına ve bir çok yerin bir daha yeşil örtü ile kaplanamayacak şekilde elden çıkmasına, sahanın taş ve kayalığa dönüşmesine neden olmaktadır. B) Tarım Alanlarında Yanlış Arazi Kullanımı Ülkemizde yetenek sınıflarına göre tarıma uygun olmadığı halde tarım yapılan ve bu şekilde yanlış kullanılan arazinin alanı 6.1 milyon hektarı bulmaktadır. Yanlış arazi kullanımı, değişik amaçlara yönelik uygulamalarla giderek artmaktadır. I. II.III. ve IV. sınıf arazilerdeki yaklaşık 172 000 hektar arazi yerleşme alanı ve sanayi alanı olarak kullanılmaktadır. Özellikle son 20 yıldan bu yana tarım alanları yerleşim ve ticari tesislerle işgal edilmesi büyük bir ivme kazanmıştır. Bu durum tarımda verimi azaltırken aynı zamanda sel ve taşkınları da artırmıştır. Diğer taraftan 2634 Sayılı Turizmi Teşvik Kanunu, 2547 Sayılı Yüksek Öğretim Kanunu’na 3711 Sayılı Kanun’la eklenen 18. Madde, 6831 Sayılı Orrrıan Kanununun 17. ve 115. Maddeleri, 2924 Sayılı Orman Köylerinin Kalkındırılması Hakkındaki Kanun ve değişiklikleri ( 3763 ve 4127 Sayılı kanunlar), 3213 Sayılı Maden Kanunu önemli ölçüde orman tahribatına yol açmaktadır . C) Meralarda Aşırı Otlatma Verim kapasitesinin çok üzerinde ve düzensiz otlatılan meralarda ot örtüsünün tahrip olması yüzey erozyonunu arttırmaktadır. Mera kapasitesi aşıldığı andan itibaren, meradaki bitki örtüsü ve toprağın yapısı bozularak erozyona elverişli hale gelir. Meralarda, doğru otlatma mevsiminin seçilememesi ve aksine ağır otlatma yapılması, meraların aşırı derecede tahrip edilmesine neden olur. Dolayısıyla erozyonun kaynağı olarak vasfını kaybetmiş meralar büyük önem taşır. D) Dağınık ve Düzensiz Kırsal Yerleşme Tabiatı en çok kullanan, en çok bozan ve en çok düzelten insandır. İnsan müdahalesi olmadan meydana gelen erozyona normal erozyon denilmektedir. İnsan; tarımsal, sosyal ve ekonomik ihtiyaçları için bitki örtüsünü kaldırarak, toprağı diğer kullanım şekillerine dönüştürmektedir. 1997 nüfus sayımına göre, yurdumuzda orman içi ve civarı köylerde 7.050 milyon insan yaşamaktadır. Bu köylerin çoğu özellikle dağlık alanlarda birden fazla mahallenin birleşmesinden meydana gelmektedir.Bu köylerin önemli bir bölümünde yeterli ekonomik gelire sahip olmayan fakir insanlar yaşamaktadır. Bu durum, rakımı yüksek dağlık alanlarda ekosistemin bozulmasına ve böylece erozyonun hızlanmasına neden olmaktadır. YURDUMUZDA EROZYONUN KABUL EDİLEBİLİR SINIRLARA ÇEKİLEBİLMESİ İÇİN YAPILMASI GEREKENLER Yurdumuzda, aşırı erozyonun nedenlerinden en önemlileri orman ve meraların tahribatıyla ortaya çıkmaktadır. Karşımızda insan bulunmaktadır; bu nedenle, erozyon sorununun havzada yaşayan ve doğal kaynakları yanlış kullanan yöre insanı ile birlikte çözmek gerekmektedir.Bu temel yaklaşımın hayata geçirilmesi için erozyonun havza bazında ele alınması, havzaya hizmet götüren tüm kurum ve kuruluşların halkın katılımı ile hazırladıkları gelir artırıcı faaliyetlerle desteklenen entegre projeler ile uygulama yapmaları gerekmektedir.Bu temel yaklaşım; Orman Bakanlığı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ve Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nce halen yürütülen Doğu Anadolu Su Havzası Rehabilitasyon Projesi’nde denenmiş ve çok olumlu sonuçlar alınmıştır. Bu olumlu tecrübeden hareketle orman rejimine dahil olan veya orman rejimine alınmak üzere tahsis edilen alanlarda erozyon kontrolü tedbirlerini havzada bulunan orman köylerinin kalkındırılması amacıyla köylünün katılımını esas alan bir anlayışla alınmasını öngören 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 58. Maddesi’ni değiştiren kanun teklifi yasalaşmalıdır. 6831 Sayılı Orman Kanunu’nun 61. Maddesi, sadece orman dışı alanlarda yapılacak ağaçlandırmaları hükme bağlamıştır. Bu alanlarda yapılacak çalışmalar kapsamına erozyon kontrolü çalışmalarının dahil edilmesini, ayrıca yapılmış ve yapılacak barajların su toplama havzalarında ağaçlandırma ve erozyon kontrolü çalışmalarının Orman Bakanlığı’nca yapılabilmesi ve bununla ilgili finansmanın da Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’nce sağlanmasını öngören 6831 Sayılı Kanunun 61. Maddesi’ni değiştiren kanun teklifi yasalaşmalıdır. Katılımcı havza yönetimine gidilmelidir: Sürdürülebilir havza yönetiminde yöre halkının katılımını da sağlayacak projeler üzerinde durulmalı ve program uygulamalarının ana ilkesi olmalıdır. Proje çalışmalarında yöre halkının desteği ve önerileri dikkate alınarak uygulamalar yapılmalı, projenin hazırlanmasından uygulanmasına kadar tüm kararlar halkın katılımı ile gerçekleştirilmeli ve böylece köylümüzün projeye sahiplenmesi sağlanmalıdır. Ülkemizdeki erozyonun boyutları karşısında bu felaketle mücadele için ayrılan kaynakların son derece kısıtlı olduğu göz önüne alınarak, ülkede yaşayan tüm fertlerin bu konuya duyarlı olması gerekmektedir. Bu nedenle, erozyon kontrolü tedbirlerinin alınmasında toprak ve arazi değerlendirme etüdlerinin çok iyi yapılması ve havzada yaşayan halkın çoğunluğunun benimseyeceği metotların uygulanmasına dönük gelir artırıcı faaliyetlerle desteklenen projelere ağırlık verilmelidir. Parçalanmış ve üretimde etkinliğini yitirmiş arazilerin toplulaştırılmasına hız veren ve bu amaçla hazırlanan Arazi Toplulaştırma Yasası yürürlüğe konulmalıdır. Önemli sel havzalarında Havza Islahı Grup Müdürlükleri kurulmalıdır. • Toprak erozyonu ve doğurduğu zararlar konusunda halk bilinçli değildir. Erozyonun zararlarının halka anlatılması için her türlü basın organından yararlanılmalı, erozyon konusunda gelecekte bilinçli bir toplum yetiştirilmesi için ilkokuldan itibaren gerekli eğitim verilmelidir. Sivil toplum örgütlerinin eğitim çabaları desteklenmelidir. Gerçekten son yıllarda , sivil toplum örgütlerinin sayısında bir artış olmuş ve bu konuda halkın bilgilendirilmesinde ve bilinçlendirilmesinde daha fazla gayret sarf edilmiştir. Yapılan çalışmalarda amaçlanan sonucun alınabilmesi ve alınan ödeneklerin doğru hedeflere kanalize edilebilmesi için faaliyet gösterilecek sahaların yasal statüsünün bilinmesi ile saha seçimindeki önceliklere uyulmalıdır. Erozyon kontrolü faaliyetlerinde başarılı sonuç alınabilmesi için tesis çalışmalarının tamamlanmasından sonra sahada yapılacak olumsuz müdahalelerin önlenmesine çalışılmalıdır. Bunun için sahanın hayvan otlatılması başta olmak üzere bitki örtüsünü tahrip edici etkenlere karşı korunması da ihmal edilmemelidir. Esas olan ağaçlandırılmış veya erozyon kontrolü tedbirleri alınmış sahaların yöre insanı tarafından korunmasıdır. Bu nedenle, yapılacak her türlü çalışmaya yöre insanının da katkısı sağlanmalı ve sahaların korunmasından da Köy Tüzel Kişiliklerinin desteği alınmalıdır. Türkiye’de bugüne kadar çığlara karşı bir tedbir alınmamış ve çığ etüdleri de yapılmamıştır. Bu etüdlerin yapılarak uygulamalara süratle geçilmelidir. • Türkiye’de, Toprak Muhafaza Milli Planı katılımcı yaklaşımla hazırlanmalıdır. Bu amaçla kurum ve kuruluşlar vakıf ve personeller bir araya gelerek söz konusu planın uygulanabilirliği tartışılmalı ve kuruluşların erozyon kontrolü çalışma konuları netleştirilmelidir. • Türkiye’de il ve ilçe bazında sel dere havzalarının çalışma önceliği belirlenmelidir ve bu belirlenen öncelikli havzalar için katılımcı havza projeleri hazırlanmalı, uygulamaya konulmalı ve bölgelere göre uygulama model projeleri ortaya konulmalıdır. Özellikle dağlık havzalarda silvipastoral uygulama projeleri yaygınlaştırılmalıdır. Mülkiyet sorunlarının çözümlenmesi için Orman kadastrosu çalışmalarının bitirilmesine çalışılmalıdır. • Erozyon kontrolü çalışmalarında, halkın sosyal ve ekonomik sorunlarını tespit eden ve bunu çözümleyebilen, toprak muhafaza ilmini tekniğini iyi bilen çeşitli disipline sahip teknik elemanlara son derece ihtiyaç olduğundan bu kalitede elemanların en kısa sürede yetiştirilmesi gerekmektedir. Bu konuda ara elemanların yetiştirilmesi için de yeni okulların açılması uygun mütalaa edilmektedir. • Ülke topraklarının korunması ve yetenek sınıflarına göre kullanılmasını sağlayacak yasal düzenlemeler yapılmalıdır. AĞAÇLANDIRMA VE EROZYON KONTROLU GENEL MÜDÜRLÜĞÜNÜN ÖNEMLİ EROZYON KONTROLU, MERA ISLAHI VE YEŞİL KUŞAK PROJELERİ Doğu Anadolu Su Havzası Rehabilitasyon Projesi : Proje, Dünya Bankası ile Hükümetimiz arasında 25 Mart 1993 tarihinde imzalanmış ve uygulanmasına da aynı yıl başlanmıştır. Proje için 110 milyon ABD Doları harcanacaktır. Bunun 77 milyon doları dış kredi, 33 milyon doları ise iç paradır. Proje 2001 yılında bitirilecektir. Projeye, 1993 yılından itibaren Elazığ, Malatya ve Adıyaman’da başlanmıştır. 1998 yılında Adana, K.maraş ve Sivas , 1999 yılında da Isparta, Antalya, Mersin, Gaziantep ve Şanlıurfa dahil edilerek toplam 11 ilde 79 mikro-havzada uygulanmaktadır. Projenin uygulandığı bölgelerde, tarım arazileri az ve bu arazilerin de sulama imkanları kısıtlıdır. Hayvancılık ve küçük ölçekte tarım halkımızın en önemli geçim kaynağıdır. Fakat bu sektörde de gerekli teknik bilgi finansman ve alt yapı eksik olduğu için köylümüz yeterli geliri elde edememektedir. Projenin amacı; Köylülerin ortak olarak kullandıkları orman ve mera alanlarında erozyonu kontrol altına almak için sürdürülebilir bir yönetim şekli geliştirmek, çiftçi ve köylüyü, dağlık eko-sistemin ıslahında bizzat işe sokmak ve böylece erozyon kontrolü ve mera ıslahı çalışmalarında köylü ve çiftçi katılımını sağlamak, erozyon kontrolü ve meraların ıslahını kabul eden köylerde uygulayıcı kurumların, sulama tesisleri inşaatı, arıcılık ve tarımsal üretimi arttıran çeşitli gelir arttırıcı faaliyetleri ile kırsal kesimin kalkınmasını sağlamak, sonuçta erozyona karşı, halk katılımlı entegren düzeyde hazırlanmış, uygulanabilir bir örnek projeyi yaşama geçirmektir. 1999 yılı sonu itibariyle yapılan işler; 33121 ha erozyon kontrolü, doğal kaynakları koruyucu, mevcut eko-sistemi geliştirici çalışmalar yapılmıştır. 9526 ha. mera ıslahı gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmalarda meraların gübrelenmesi ve mera yönetiminin düzenlenmesi için köylü ile işbirliğine gidilerek otlatmanın planlanması yapılmıştır. 2167 ha. bozuk ve çok bozuk meşe ormanlarının rehabilitasyonu tamamlanmıştır. 2131 ha sulanabilen ve sulanamayan tarım terasları inşa edilmiştir. 564 adet sulama havuzları tesis edilmiştir. 531631 m. sulama kanalı yapılmıştır. 4761 ha saha sulamaya açılmıştır. Köylüye, 25040 adet arı kovanı dağıtılmıştır.

Senirkent Erozyon Kontrolu Projesi: Proje, Dünya Bankası, Toplu Konut İdaresi ve AGM’nin işbirliği ile uygulanmaktadır. Finansman miktarı 1.4 milyon ABD Doları olup süresi 3 yıldır. Projenin Amacı: Senirkent ilçesinin güneyinde yer alan Kapı Dağları’ndan gelen sel ve taşkınların önlenmesi ve erozyonun durdurulmasıdır. Kapı Dağları’ndaki su toplama havzalarında şiddetli toprak erozyonu devam etmektedir. Ayrıca, bu dağlarda, su havzalarında oluşan sel ve taşkınlar Senirkent ve Uluborlu çevresinde can ve mal kayıplarına yol açmaktadır. Erozyon, sel ve taşkınların önlenmesi amacı ile Senirkent ilçe merkezini etkisi altında bulunduran Doğrudere, Su Yolu Deresi havzalarında ve bu havzaların devamı olan sahalarda toprak muhafaza, enerji ormanı tesisi, mera ıslahı ve nehir kenarı ağaçlandırmaları yapılmaktadır. 1999 yılı sonuna kadar 1737 ha. alanda çalışma yapılmıştır. Çankırı-Taşyaka Meraları Islahı ve Erozyon Kontrolu Projesi: 1976 yılında 102300 ha’lık sahayı kapsayan proje, 11390 ve 56778 ha’lık iki uygulama projesi şeklinde yapılarak uygulanmıştır. FAO’dan gıda yardımı projesi ile uygulamalar desteklenmiştir. Proje, Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Genel Müdürlüğü, Orman Genel Müdürlüğü, Orman ve Köy İlişkileri Genel Müdürlüğü (ORKÖY), Tarım Bakanlığı ve Mahalli İdari Teşkilatların katılımlarıyla yapılan ortak bir çalışmadır. Projede, 42130 ha. mera ıslahı öngörülmüştür. Adana-Akyatan Kumul Tespit Çalışmaları: Çalışmanın amaçları; Adana-Akyatan Kumulu’ndaki tarım arazilerini, yolları, köyleri toz ve kum fırtınalarından koruyarak tarımsal üretimi ve daha önemlisi buralarda yaşayan vatandaşlarımızın günlük hayatlarını sıkıntısız ve tehlikesiz bir şekilde sürdürmelerini sağlamak, bugün için hiçbir ekonomik değer taşımayan alanların ağaçlandırılması ile ülke ekonomisine katkıda bulunmak ve işgücü istihdamı yaratmak, büyük balık rezervine sahip Akyatan Gölü’nün kumlarla dolmasını önlemek, 14 km. uzunluğundaki kıyı alanında deniz turizmi için yer kazandırmaktır. Proje büyüklüğü 2021.65 ha. olup çalışmalara 1972 yılında başlanmıştır. Adana-Çakıt Çayı Erozyon Kontrolu Projesi 1980 yılı İlkbaharında Seyhan Nehri’nin bir kolu olan ve Seyhan Gölü’ne dökülen Çakıt Çayı taşmıştır. Taşkın ve sel felaketi, bir taraftan trafiği en yoğun karayolu ağı olan E-5 karayolunu, diğer yandan da demiryolunu tahrip etmiştir. Ancak asıl büyük tehlikeyi ise Adana şehri atlatmıştır. Bu tehlike baraj altında kalan mahallelerin boşaltılması ve bu barajın kapaklarının açılmasıyla atlatılabilmiştir. Felaketin görünür nedeni ani yağışlar sonucu karların erimesi ise de asıl önemli faktör Toroslardaki orman tahribinin olduğu şüphesizdir. Sel ve taşkın zararlarına karşı başta Adana olmak üzere yerleşim merkezlerini ve tarım alanlarını korumak, Seyhan Barajı’nın dolmasını engellemek, kara ve demiryolu ağını korumak, havzada genel olarak toprak aşınma ve taşınmalarını önlemek amaçlarına yönelik olarak proje 1982 yılında başlamıştır. Projenin genel alanı 140056 ha.’dır. Bu alanın 41388 hektarında mera ıslahı, 60887 hektarında ağaçlandırma ve erozyon kontrolü çalışması, geriye kalan 37781 hektarlık alanda toprak sığ olduğu için korumaya alınarak otlandırma-örtü geliştirme çalışmaları yapılması planlanmıştır. Kahramanmaraş Ahırdağı Erozyon Kontrolu Çalışması Ahırdağı önceleri sedir ormanı iken usulsüz yararlanma ve düzensiz otlatmalar sonucunda orman örtüsüz (ot) karakterinde bir yapıya dönüşmüştür. Bu durum yakın zamana kadar kenti sel ve erozyon tehdidi altında bırakmıştır. Ayrıca Ahırdağı Havzası’ndan gelen sel ve rusubat; elektrik üretim amaçlı Menzelet Barajı, K.maraş Ovası’nın sulanmasını; şehrin içme ve sulama suyunu karşılayan Ayvalı Barajı’nı etkiler duruma gelmiştir. Bu anılan olumsuz etkilerin yok edilmesi amacıyla Ahırdağı’nda erozyonu önleme amaçlı ağaçlandırma çalışmalarına 1963 yılında başlanmış olup özellikle son 5 yılda önemli çalışmalar yapılmıştır. 1998 yılı sonu itibariyle 8477 ha., son 5 yılda ise 3895 ha. ( toplam çalışmanın % 31’i) alanda çalışma yapılmıştır. Yapılan çalışmalar; kente, sanayi tesislerine ve barajlara rusubat akışını önlenmiştir. Kentin oksijen deposu olmuş; yaban hayatı gelişmiş; rekreasyon değeri artmıştır. İzmir-Karşıyaka Erozyon Kontrolu Çalışmaları İzmir’de 1995 yılında, 62 vatandaşımızın ölümü ve yüzlerce evin yok olmasıyla sonuçlanan sel baskını yaşanmıştır. Bundan sonra sellerin daha fazla zarar vermemesi ve İzmir çevresinde özellikle Yamanlar ve Bornova’daki çıplak alanların yeşillendirilip sel derelerinin ıslah edilmesi, İzmir’e sürekli ve kaliteli su temin etmek amacıyla su havzalarının yapılaşma ve kirlenmesine engel olmak, halkın rekreasyon ihtiyacını karşılayıp turizm potansiyelini arttırmak için başta İzmir Büyükşehir Belediyesi olmak üzere diğer kurum ve sivil toplum örgütlerinin yardımı da alınarak 1999 yılında protokol yapılmış ve erozyon kontrolü çalışmalarına başlanılmıştır. Meydana gelen sel felaketinden sonra su havzalarında 592 hektarlık alanda çalışma yapılmış olup çalışmalar devam etmektedir. Vazgirt deresi Sel Havzası Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolu Çalışmaları Yıllardan beri Vazgirt deresi, Erzincan’ın yerleşim alanlarını ve tarım alanlarını taşkın ve rusubat tehlikesi altında bulundurmaktaydı. Çalışmalara, 1958 yılında başlanmış olup, çeşitli erozyon kontrolü önlemleri alınmış 1989 yılında Vazgirt Deresi toplam alanı 33949 ha. olan Fırat Sağsahil Erozyon Kontrolü Projesi içine alınmıştır. Günümüze kadar 1333 ha. alanda erozyon kontrolü çalışması yapılmıştır: Derenin % 90’ında çalışmalar tamamlanmış, saha emniyet altına alınmıştır. Ahırdağı Mera Islahı Çalışmaları Ahırdağı eteklerinde erozyon kontrolü çalışmalarına 1963 yılında başlanmıştır. Havzanın erozyon kontrolü projesi ile düşünülen kısmı; uzun yıllardan beri aşırı ve usulsüz otlatmalarla dejenere olmuş, eğimin fazla olduğu bölümlerde koruyucu bitki örtüsünün yok olması sonucunda yağmurların etkisiyle toprağın taşınması hızlanmış ve zararlar meydana getirmiştir. Aşağı kısımlarda uygulanan çalışmaların emniyetini sağlamak için yüzeysel akışın zarar vermeden akışa geçmesini sağlamak, işgalci ve yem değeri düşük bitkilere terk edilmiş değerli mera vejetasyonunu yeniden geliştirmek ve mera altyapısını oluşturan tesisleri yaparak meradan daha iyi yararlanmak amaçlarına yönelik olarak 1989 yılında 6121 hektarlık alanda proje yapılmış ve aynı yıl uygulamaya geçilmiştir. 1999 yılı sonu itibariyle 1130 ha. mera ıslahı çalışması yapılmış olup çalışmalar devam etmektedir. TÜRKİYE EROZYONLA MÜCADELE,AĞAÇLANDIRMA ve DOĞAL VARLIKLARIKORUMA VAKFI (TEMA) TEMA Vakfı 1992 yılında, Hayrettin Karaca ve Nihat Gökyiğit tarafından kurulmuştur. Dünya çapında tanınan bir dendrolojist olan Hayrettin Karaca, yeni türler ve doğal hayatı incelerken, Türkiye’nin bin bir köşesini de ziyaret etme fırsatı bulmuştur. Gezileri sırasında yoğun erozyonu, bitki türlerinin yok oluşu, kuruyan çeşmeleri, yangınların kasıp kavurduğu ormanları gözlemleyen Hayrettin Karaca, doğanın tahrip ve yok olmasının önüne geçecek çalışmalar yapılması gerektiğine karar vererek, daha sonraları Toprak Dede olarak tanınmasına neden olan, ülkenin dört bir yanında bu sorunları dile getiren konuşmalar yapmaya başladı. Bu durumu değerlendiren Hayrettin Karaca ve yakın arkadaşı Nihat Gökyiğit, bireysel çabalarla toplumun dikkatinin çekilemeyeceğini ve bir teşkilat içinde planlı, programlı hareket edilmesi gerektiği kararına vardılar ve TEMA Vakfı’nı kurdular. TEMA Vakfı’nın temel amacı Türkiye’nin geleceğini tehdit eden erozyon tehlikesi konusunda toplumsal duyarlılığı arttırmak ve etkin kamuoyu oluşturmaktır. TEMA’nın temel ilgi ve faaliyet alanları, toprak erozyonu, ormansızlaşma, tarım alanlarında verimlik ve biyoçeşitliliğin korunmasıdır. TEMA kırsal kalkınma amaçlı erozyon önleme, mera ve havza ıslahı, ağaçlandırma projeler tasarlamakta ve uygulamaktadır. TEMA Vakfı, kamuoyunun ekosistemlere yönelik tehlikeler konusunda bilgilendirmek, bilinçlendirmek ve çözümler üretmesine yardımcı olmaktadır. Bu nedenle vakıf bütçesinin önemli bir bölümü TEMA projelerine ayrılmaktadır. TEMA’nın amaçları ve faaliyet alanları konusunda daha fazla bilgi edinmek istiyorsanız, aşağıdaki bölümlerden yararlanabilirsiniz. TEMA TARİHÇESİ TEMA 12 Ekim 1992 tarihinde, Karaca Arboretum’un kurucusu, BM Çevre Ödülü sahibi Hayrettin Karaca ve Tekfen Holding kurucu ortaklarından, Türk-B.D.T. İş Konseyleri Başkanı Nihat Gökyiğit tarafından kurulmuştur. 1980 yılında Hayrettin Karaca’nın Türkiye’nin ilk özel arboretumunu kurması aynı zamanda TEMA düşüncesinin de başlangıcı olmuştur. Bitki toplamak amacıyla Türkiye’yi karış karış dolaşan Hayrettin Karaca, erozyon sorununun boyutlarını görünce, sorunun önemini herkese anlatmak ve kavratmak gerektiğine karar verir. 5 Ağustos 1992 tarihinde Cumhuriyet Gazetesinde yayınlanan bir röportajında Hayrettin Karaca, şunları söylemiştir: “Türkiye’nin denizlere, derelere, barajlara akıttığı toprağın içindeki değerler, madensel elementler ve gübrenin değeri Türkiye bütçesine eşit belki de. Eğer denizlere akıttığımız bu toprağı hesap edecek olursak, Türkiye’yi yeniden ihya ederiz. Bu kadar büyük bir toprak kaybı vardır Türkiye’nin, fakat biz bunu kayıp olarak hesap etmeyiz. Toprak için ölürüz, bir karış toprağı kimseye vermeyiz deriz, karışla vermeyiz ama kepçeyle veririz. Bugün Yeşilırmak, Kızılırmak, Doğu Karadeniz’deki bütün dereler bulanık değil çamur olarak akıyor. Çoruh’a dökülen bütün çaylar, Çoruh kayalarının üzerinden toprağı sökerek akıyor. Bu toprak benim değil artık, Rus toprağı. Batum bu giden topraklar yüzünden denizden 2.5 kilometre geride kalmış durumda. Kayalar bizim, toprak bizim değil.” Yakın dostu Nihat Gökyiğit ile beraber TEMA’yı kurarlar. Kuruluşa öncülük edenler sanayici olunca, kurucular da iş adamları arasından çıkar. Kurucular Heyeti’nin ihtişamlı listesine rağmen, TEMA oldukça mütevazı koşullarla hayata geçer. TEMA’nın ilk çalışanlarından biri olan ve TEMA Tanıtım ve Halkla İlişkiler Bölümü Başkanı ve Genel Müdür Yardımcısı Gülay Yaşin, o günleri şöyle anlatıyor: “Yıl 1992. Ekim sonları. Tekfen Holding’de, TEMA Başkan Vekili Nihat Gökyiğit’i ziyaret ediyorum. Nihat Bey, bana büyük bir heyecanla hem TEMA’yı anlatıyor hem de hazırlanan broşürün son düzeltmelerini yapmaya çalışıyor. Böyle bir oluşumda görev almak istediğimi söyleyince beni Vakıf’a davet ediyor. Ertesi gün iş çıkışı bana verilen adrese gidiyorum. Hava soğuk ve adresi bulmakta bir hayli zorlanıyorum. Vakıf Merkezi olarak düşünülen küçük daireyi buluyorum. Hemen görüşmeye alıyorlar. Karşımda oturan beyaz sakallı, beyaz saçlı beyi daha önce hiç görmemiştim. Benimle iş mülakatı yapıyor ve bana sürekli “Bana kendini anlat” diyor. Ben de anlatıyorum. Kendisinin önce yazar olduğunu düşünüyor, sonra bir profesör olduğuna karar veriyorum. Ama O ne yazar, ne de profesör. Bana erozyonu anlatıyor, başlatmak istedikleri hareketi anlatıyor ve en sonunda, bugün gibi hatırladığım yüz ifadesiyle, inançla ve adeta gözleri dolarak; “Birgün bu Vakıfta çalışıyor olmandan dolayı göğsün kabaracak” diyor. Onun Hayrettin Karaca olduğunu öğreniyorum….Bu görüşmeden bir gün sonra TEMA’nın ilk elemanı olarak göreve başladım. TEMA Vakfı’nın kuruluşunun öyküsünü dinledim. Sayın Hayrettin Karaca, Karaca Arboretum için bitki toplamak üzere Türkiye’yi köşe bucak dolaşmakta ve gezileri sırasında tanık olduğu erozyon olayını yakın çevresindekilere anlatmaktaymış. Yakın arkadaşı Nihat Gökyiğit onun anlattıklarından çok etkilenmiş ve bu sorunu çözmek ve bütün toplumla paylaşmak için bir Vakıf kurma fikrini ortaya atmış. Bunun üzerine, Nihat Bey’in öncülüğü ile Cumhurbaşkanı, konuyla ilgili bakanlıklar, iş çevreleri, bilim adamları ziyaret edilmiş ve bu kişilerin de katılımı ile Vakıf kurulmuş… Ben TEMA’da göreve başladığımda, Levent’teki küçük dairede sadece yazı masası ve bir kaç sandalye vardı. Bilgisayar vb büro malzemelerini zamanla bağışlarla sağladık. O günlerde kimse bırakın TEMA adını, ülkenin çölleşmeye başladığını bile fark etmemişti. Televizyonda, gazetelerde konunun ele alınması için büyük çaba sarf ediyorduk. Bazıları ‘Ülkenin bu kadar çok sorunu varken, bir de erozyon mu çıktı?’ diyordu. TEMA üyesi olmak, TEMA destekçisi olmak saygın bir kavram, bir prestij olmaktan çok uzaktı henüz.” 1998 yılında 50.000 üye sayısına ulaşan, TEMA’nın kuruluş hikayesi işte böyle. Kurucu Üyeler A – Gerçek Kişi Kurucu Üyeler • SEMAHAT ARSEL • AHMET OĞUZ DAĞDELEN • S. MÜFİT ERBİLGİN • NUMAT SABİT ESİN • E. YALIM EREZ • AHMET FİKRET EVYAP • NİHAT GÖKYİĞİT • SEVGİ GÖNÜL • E. KAĞAN GÜRSEL • MEHMET OSMAN KAVALA • SUNA KIRAÇ • ASIM KOCABIYIK • RAHMİ M. KOÇ • VEHBİ KOÇ • ALİ KOÇMAN • HALİS KOMİLİ • H. AYDUK ESAT KORAY • ENVER ÖREN • AHMET ÖZKÖSEOĞLU • SAKIP SABANCI • AHMET SALAHOR • ŞARIK TARA • EROL USER • SABRİ ÜLKER • M. SELAHATTİN ÜZEL • ORHAN YAVUZ • RONA YIRCALI B – Hükmi Şahıs Kurucu Üyeler • AKFİL SANAYİİ VE TİCARET A.Ş. • AKIN TEKSTİL A.Ş. • AKSA AKRİLİK KİMYA SANAYİİ A.Ş. • ALTINYILDIZ HOLDİNG A.Ş. • ECZACIBAŞI HOLDİNG A.Ş. • HAS OTOMOTİV TİCARET VE SANAYİİ A.Ş. • HÜRRİYET GAZETECİLİK VE MATBAACILIK A.Ş. • KALEBODUR SERAMİK SANAYİİ A.Ş. • KARACA HOLDİNG A.Ş. • MİLLİYET GAZETECİLİK A.Ş. • ORTA ANADOLU TİC. VE SANAYİ İŞLETMELERİ T.A.Ş. • SABAH YAYINCILIK A.Ş. • SINAİ VE MALİ YATIRIMLAR HOLDİNG A.Ş. • TATKO OTOMOBİL, LASTİK VE MAKİNE TİCARETİ T.A.Ş. • TEKFEN HOLDİNG A.Ş. • TÜRKPETROL VE MADENİ YAĞLAR T.A.Ş. TEMA VAKFININ AMAÇ VE HEDEFLERİ

TEMA Vakfının Amaçları • Ülkemizde doğal varlıkların ve çevre sağlığın korunması, erozyonla mücadele, toprak örtüsü ve toprağın korunması ve ağaçlandırmanın önemi hakkında kamuoyunu eğitmek ve bilinçlendirmek • Erozyon felaketinin doğuracağı sonuçlar, alınacak önlemler konusunda halkımızı bilgilendirmek, bilinçlendirmek ve böylece oluşturulacak bilinçli ve etkin kamuoyu desteği ile hükümetleri erozyonla mücadelede, gerçekçi ve uygulanabilir politikalar üretme ve uygulamaya teşvik etmek • Biyoçeşitlilik, toprak, su ve doğal çevrenin korunmasına ilişkin milli politikaların oluşturulmasına yardımcı olmak ve bu esaslardan ödün verilmemesi için mücadele etmek • Ağaç ve orman sevgisini topluma mal etmek • Hayvancılığın temeli olan çayır ve meraları koruyup, geliştirmek • Doğal zenginliklerimizin bilinçsizce kullanılıp, geri dönüşümsüz bir şekilde yok olmasına izin vermeyerek, korumak, geliştirmek ve Türkiye’nin geleceğini güvenceye almak • Çölleşmeyle mücadelede dünyaya örnek bir hareketi Türkiye’den başlatmak • Doğal varlıkların, insan sağlığının, yeşil alanların, toprak ve bitki örtüsünün, ormanların, meraların korunması, geliştirilmesi ve yenilerinin teşkil edilmesini sağlamak için faaliyette bulunmak Bu amaçları gerçekleştirmek için gerekli teşkilatın oluşturulmasını, yasaların çıkmasını sağlamak ve gönüllü kuruluşların öncülüğünde toplumun bütün kesimlerinin desteği ile erozyonla mücadelenin ikinci bir İstiklal Savaşı kabul edilerek erozyon tehlikesi ile mücadele TEMA Vakfı’nın Hedefleri TEMA’nın hedefi öncelikle ulusumuza, onun temsilcilerine, siyasal partilere ve hükümetlere, resmi ve özel kuruluşlara, eğitim kurumlarına, basın yayın organlarına, toprak erozyonunun nedenlerini, vahim sonuçlarını ve ülkemizin çöl olma tehlikesini anlatmaktır. TEMA bu hedef doğrultusunda, siyasi güçleri, doğal varlıkların yok edilmesi ve erozyon sorununa çare bulmadan iktidar olamayacaklarına inandırma çabasındadır. Bu nedenle erozyon sorununa karşı duyarlı, bilinçli ve etkin bir kamuoyu oluşturmaya çalıştırmaktadır. TEMA Vakfı, ülkemizin en değerli hazinelerinden birinin toprak olduğunun bilincindedir. Bu nedenle, orman, çayır, mera ve tarım alanlarının, su ve bitki gen kaynaklarının, doğanın korunması ve erozyonun önlenmesi konusunda, belli bir devlet politikasının gerekli ve zorunlu olduğuna inanmaktadır. Bu hedeflere ulaşmak ancak teknik yönden yeterli bir kadro, teşkilat ve mali imkanlarla mümkündür. TEMA Vakfı, toprak erozyonu nedeniyle hızla yok olan tarım alanlarının ve meraların verimliliğinin arttırıldığı koşulda, kırdan kente göçün önlenebileceğine inanmaktadır. TEMA VAKFI PROJELERİ Toprak erozyonu, gelecek kuşakların karşı karşıya olacağı en önemli sorunlardan biri olacaktır. İnsan yaşamı, ormanların sağladığı su döngüsüne, toprak üretimine, doğal sistemin en önemli özelliklerinden biri olan biyoçeşitliliğe bağlıdır. Ormanların ortadan kalkması, toprak üretim döngüsünü kırmaktadır. İnsanların devreye girmelerinden önce, dünya üzerindeki ormanlar, otlaklar ve diğer ekosistemler yılda 150 milyar ton organik madde üretme kapasitesine sahipti. Yapılan son hesaplara göre insanlar bu kapasitenin % 12’sini yok etmişlerdir. Bugün işlenen toprağın büyük bir kısmı, fazla veya bilinçsiz ekilmekten verimsiz bir hal almıştır. TEMA Vakfı, erozyonla mücadelede başarılı olabilmek için, alternatif geçim kaynakları sunularak kırsal alanda yaşayan insanların sosyal ve ekonomik yönden kalkındırılmaları gerektiğine inanmaktadır. Bu nedenle örnek olarak kırsal kalkınma amaçlı erozyon önleme projeleri, mera ıslah projeleri ve havza ıslah projeleri geliştirerek uygulamaya geçmiştir. TEMA Vakfı bu amacını gerçekleştirmek için hedefler belirlemiştir. Belirlenen bu hedefler; 1. Kabiliyet sınıfları içerisinde, doğru arazi kullanılmasını temin etmek ve bu konuda örnek çalışmalar yapmak, 2. Havza bütünlüğü içerisinde havza ıslah tedbirleri ile birlikte, kırsal fakirliğin önlenmesini sağlamak ve bu konuda örnek çalışmalar yapmak, 3. Toprak erozyonu ve doğal varlıkların korunması konularında uygulanacak eğitim programına bilgi aktarmak, 4. Aşırı ve bilinçsiz hayvan otlatması nedeniyle bitki örtüsünün tahrip edildiği ve erozyona açık mera alanlarının ıslah edilmesi, yem bitkileri üretiminin yaygınlaştırılarak hayvancılığın geliştirilmesi ve isdihdam yaratılmasını temin etmek ve bu konuda örnek çalışmalar yapmak. Bu amaçla TEMA Vakfı, Çevre Eğitimi, Kırsal Kalkınma Amaçlı Erozyon Önleme (Örnek Köy Projeleri), Mera Islahı, Mikro Havza Islahı ve Ağaçlandırma projeleri yürüterek, sivil toplumun toprak erozyonuna karşı duyarlılığını arttırmaya ve kırsal kesimin çözümler üretmesine yardımcı olmaya çalışmaktadır. TEMA Vakfı, bir sivil toplum kuruluşu olarak görevinin, sorunu teşhis etmekle sınırlı olmadığı ve toprak erozyonu konusunda alternatif çözümler üretmenin de gerekli olduğu düşüncesindedir. TEMA Vakfı Projeleri, toprak erozyonunun yarattığı tehlikeleri teker teker ele almakta ve erozyonun doğurduğu sonuçlar için çözüm üretmeyi hedeflemektedir. TEMA Vakfı’nın projeleri, proje konularına göre şöyle sınıflandırılmaktadır: Kırsal Kalkınma Amaçlı Erozyon Önleme Örnek Köy Projeleri TEMA Vakfı, erozyonla mücadelede başarılı olabilmek için kırsal alanda yaşayan insanların sosyal ve ekonomik yönden kalkındırılmaları gerektiğine inanmaktadır. Bu amaçla TEMA Vakfı, her coğrafi bölgede, o bölgenin kırsal alanlarını örnekleyecek kriterlere sahip köy/ köyler belirleyerek, “Kırsal Kalkınma Modeli” oluşturacak “Örnek Uygulama Projeleri” geliştirerek, sponsor desteğinde uygulamaya koymuştur. Değişik coğrafi bölgeler tetkik edilip, mahalli köylülerle görüşülmekte, katılımcı köylerin listesi çıkarılarak programa alınmakta ve sponsor bulundukça projeleri hazırlanıp uygulamaya geçilmektedir. TEMA Vakfı tarafından yürütülen kırsal kalkınma projeleri, erozyonla mücadelenin önemli bir ayağını teşkil ettiği gibi, gıda üretimi yönüyle kendi kendine yeterli ülke olabilmek için de, iyi bir organizasyon modeli oluşturmaktadır. Kırsal Kalkınma Amaçlı Erozyon Önleme (Örnek Köy) Projeleri Proje Adı Sponsoru Bütçesi ($) Uygulama Alanı (Ha) Açıklama İZMİT- Geredeli, Tahtalı ve İshakçılar Köyleri İbrahim ARACI 110 000 3300 Proje Tamamlandı BURSA- Orhaneli Şükrüye Köyü Şükrü ŞANKAYA 100 000 1000 Uygulama Devam Ediyor EDİRNE- Enez 18 Köy Sponsor aranıyor 9 000 000 42560 İlçe Bazında Planlandı EDİRNE- Enez Yazır Köyü Şişli Etfal Hastanesi 113 000 1247 Uygulama Devam Ediyor KIRKLARELİ- Pınarhisar Poyralı Köyü Sponsor aranıyor 143 191 2289 – BOLU- Seben Kozyaka Köyü Koç HOLDİNG 79 000 2200 Uygulama Devam Ediyor AFYON- Sincanlı Tazlar Köyü Asım KOCABIYIK 171 153 2600 Uygulama Devam Ediyor UŞAK- Ulubey Köseler Köyü Uşaklı İş Adamları 131 960 1900 Gerekli Nakit Sağlanamadığı İçin uygulama başlatılmadı İZMİT- Balören Köyü Gölcük Donanma Kom. 55 857 750 Uygulama Devam Ediyor İZMİT- Karayakuplu ve Karagöllü Köyleri İbrahim ARACI 60 262 1580 Gerekli Nakit Sağlanamadığı için uygulama başlatılmadı İZMİT- Kaşıkçı, Himmetli ve Çıraklı Köyleri Sponsor aranıyor 60 262 2572 – KONYA- Hadim Kalınağıl Köyü Sponsor aranıyor 283 783 1200 – KONYA- Sarayönü Başhüyük Köyü Sponsor aranıyor 535 223 2800 – KARAMAN- Kıraman Kyü Sponsor aranıyor 225 994 1200 – ANKARA- Bala Çiğdemli Köyü Erol ÜÇER 100 000 1100 Uygulama Devam Ediyor KIRIKKALE- Keskin Kavurgalı Köyü Kırıkkale Valiliği 100 000 1260 Uygulama Devam Ediyor KIRIKKALE- Keskin Kurşunkaya Köyü Mukaddes ATAY 100 000 1460 Uygulama Devam Ediyor KIRIKKALE- Keskin Cankurtaran Köyü Koç HOLDİNG 100 000 1200 Uygulama Devam Ediyor ARTVİN- Macahel(Camili) Köyleri (6 Köy) Nihat GÖKYİĞİT 250 000 3500 Uygulama Devam Ediyor KÜTAHYA- Emet Yenice Ve Esatlar Köyleri Nihat GÖKYİĞİT 50 000 120 Proje Tamamlandı BURSA- Keles Yağcılar Köyü Bursa Lions kulüp 25 000 1098 Gerekli Nakit Sağlanamadığı İçin uygulama başlatılamadı Mera Islah Projeleri TEMA Vakfı’nın yürüttüğü projeler arasında mera ıslah projeleri, erozyonla mücadelede özel bir yer oluşturmaktadır. Bu projelerin amacı, meraların doğal örtüsünü canlandırmak ve korumak, meraya baskıyı azaltmak ve yem bitkisi üretimini teşvik ederek köy hayvancılığının verimini yükseltmektir. Ülkemizdeki hayvan varlığının % 80’i köy hayvancılığına dayalıdır. Mera dışında tarla tarımına dayalı yem üretme kaynakları son derecede sınırlıdır. Meralarda tarım erozyonu önlemek, yem üretme kapasitesini artırmak için mera ıslahı ve bakımı şarttır. Ülkemiz tarımsal arazi varlığının yaklalık 1/3’ü çayır ve mera arazisidir. 21 milyon hektarlık arazinin bu bölümü, aşırı zamansız ve bilinçsiz otlatmaya doğal örtüsünü ve yem üretme kabiliyetini kaybetmiştir. Mera alanları 1935 yılından günümüze dek 12 milyon hektar azalarak 21 milyon hektara düşmüştür. 21 milyon hektarın 14 milyon hektarı da, taş kayalıklardan ibaret, mera özelliğini kaybetmiş, çölleşmiş alandır. Tavizler nedeniyle tarla açma izninin verilmesi, ucuz arsa kaynağı olarak imar ve inşaata açılmaları nedeniyle mera arazileri azalmıştır. Mer’aların korunması, bakım ve ıslahı için gerekli yasaların çıkartılmaması sonucunda verimsiz hale gelen alanlar, alternatif kullanıma açılmıştır. Hayvancılığın gerilemesi de mera alanlarının amaç dışı kiraya verilmesine yol açarak, meraların bozulmasına katkıda bulunmuştur. Mera alanlarının kaybolması ve mer’aların doğal örtüsünün tahrip edilmesi süreci büyük bir hızla devam etmektedir. Topraksız veya yeter toprağı olmayan çiftçiler mera arazilerini tarım arazisi olarak kullanmak istemektedirler. Hayvancılığın gerilemesi de bu süreci hızlandırmaktadır. Mer’aların parsellenerek, köy yönetimine gelir getirmek amacıyla satışa çıkarılmaktadır. Deniz kenarı, yayla ve turistik amaçlı kullanılabilecek mera arazileri hızla yerleşim alanlarına dönüştürülmektedir. Mera alanlarının daralması ve doğal örtülerinin kaybolması sonucunda, mera besisine dayalı, köy hayvancılığının verimi düşmüştür. Türkiye hızla kendine yeterli ülkeler statüsünden çıkarak, hayvansal ürün ithal eden ülkeler kategorisine girmiştir. Mera arazilerinin azalması, hayvancılıkla geçinen köylülerin göç etmesine yol açmaktadır. Meralar yıllardır bedava yem temin alanları olarak görülmekte ve kamusal idare ve hayvan sahipleri bu alanların bakımı ve ıslahı için kaynak ayırmamaktadırlar. Oysa meralar sadece yeşil ot üreten sahalar olmayıp, erozyona karşı tarım arazilerinin sigortası görevini de yerine gitmektedir. 1960’lı yıllarda Ziraat İşleri Genel Müdürlülüğünce başlatılan mera ıslah ve bakım projeleri yaygınlaştırılamamıştır. Mera Islah Projeleri ile aşağıdaki amaçların gerçekleştirilmesi amaçlanmaktadır: • Ot gelişiminin sağlanarak erozyonun önlenmesi, • Mera alanlarının hayvancılık yapılmasına uygun hale getirilmesi, • Münavebeli otlatma düzeninin sağlanması, • Yem değeri olmayan ve hayvan sağlığı için zararlı bitkilerin sahadan uzaklaştırılması, • Tarımsal işleme uygun olmayan tarım alanlarında yem bitkileri üretimi ile hayvancılığın geliştirilmesi ve erozyonun önlenmesi, • Alınan sonuçların diğer köylere duyurularak mera ıslahı konusuna teşvik edilmesi, • Ülkemizin hayvansal ürün ihtiyacının karşılanmasına destek verilmesi, Hayvancılık konusunda isdihdam yaratılması vb Mera Islah ve Yem Bitkileri Üretim Projeleri Proje Adı Sponsoru Bütçesi ($) Uygulama Alanı (Ha) Açıklama İZMİR- Bergama Çamavlu Köyü Nihat GÖKYİĞİT 82 000 2300 Proje Tamamlandı BOLU Seben Taşlıyayla Koç HOLDİNG 62 000 414 Proje Tamamlandı EDİRNE Elçili Köyü Edirne Valiliği TEMA 40 000 316 Proje Tamamlandı ESKİŞEHİR Seyitgazi Arslanbeyli Köyü Eskişehir Valiliği 80 000 226 Uygulama Devam Ediyor ESKİŞEHİR Beylikova Doğray Köyü Eskişehir Valiliği 67 919 1200 Gerekli Nakit Sağlanamadığı İçin uygulama başlatılamadı MANİSA Yayla Köyü Manisa Valiliği 40 000 60 Uygulama Başlamadı ADIYAMAN Kuyulu Köyü GAP- BKİB 135 000 125 Uygulama Devam Ediyor EDİRNE Süloğlu 10 Köy Edirne Valiliği TEMA 287 073 7110 Uygulama Devam Ediyor Mikrohavza Islahı Projeleri TEMA Vakfı, Kırsal Kalkınma ve Mera Islahı Projelerinin yanısıra, Mikrohavza Islahı Projeleri de yürütmektedir. Bölgede yaşayan insanların ihtiyaçları göz önüne alınarak, havza dahilinde bir birini bütünleyici ıslah tedbirlerinin alındığı entegre projelerdir. Bu projelerde, erozyon önleyici ağaçlandırma ve bitkilendirme, mera ıslahı, fiziki ve biyolojik önlemlerle erozyon önleme çalışmaları, yem bitkileri üretimi ile hayvancılığın geliştirilmesi, havza dahilinde yaşayan insanların sosyo-ekonomik ihtiyaçları da göz önüne alınarak, havza içerisinde bir birini bütünleyici bir ekosistemin oluşturulması amaçlanmaktadır. Mikrohavza Islahı Projeleri Listesi Proje Adı Sponsoru Bütçesi ($) Uygulama Alanı (Ha) Açıklama ERZURUM- Palandöken DEDEMAN Grubu 50 000 510 Uygulama Tamamlandı ADIYAMAN- Gegger Diran Çayı (6 Köy) GAP- BKİB 2 553 000 5620 Uygulama Devam Ediyor BAYBURT- Yukarı Çoruh Havzası Bayburt Valiliği ve Alman GTZ Kurumu 5 222 417 DM 14700 Uygulama Başlatılmadı SAKARYA- Geyve Taraklı Köyleri (12 Köy) Orman Bakanlığı ve TEMA 1 500 000 3810 Hollanda Konsolosluğu desteğinde 6500 kg korunga ekimi yapıldı İZMİT- Yuvacık Barajı Su Toplama Havzası İzmit B.Şehir Belediyesi ve TEMA 2 000 000 25 000 Arazi Etüd Aşamasında Ağaçlandırma Projeleri TEMA Vakfı özellikle GELİBOLU ve MARMARİS Ormanı yangınından sonra, toplumumuzda gelişen ağaç dikme arzusunu, erozyonla mücadele çalışmaları için önemli bir fayda olarak değerlendirmektedir. Kişi ve kuruluşların talepleri doğrultusunda fidan dikimleri gerçekleştirilmektedir.TEMA Vakfı bir bölgeye, oraya mahsus olmayan türlerden ağaç dikilmesinin yanlış olduğu düşüncesindedir ve ağaçlandırma çalışmalarında bu konuya azami ölçüde dikkat edilmektedir. Ağaçlandırma Projeleri Listesi 1- Ankara Bağlıca-Bağören: 1995 yılında Orman Bakanlığı ile işbirliği yapılarak ANKARA-Bağlıca (200 fidan) ve Kızılcahamam Bağören Köylerinde (4210 Fidan Yapı Kredi tarafından sponse edilmiştir.) Hatıra Ormanlarına dikimler yapılmıştır. 2- İstanbul Poyrazköy: (4505+7203 fidan) Silivri (12500 fidan), Poyrazköy (7203 fidan) Ayazağa (15 000 fidan) Ağaçlandırma sahalarına toplam 34 703 adet fidan dikilmiştir. 3- Gebze-1: Özel Ağaçlandırma Yönetmeliğine uygun olarak TEMA tarafından, Gebze-1 ağaçlandırma sahası tesis edilmiş (Ömer DİNÇKÖK tarafından sponse edilmiştir) ve sahadaki fidan satışları tamamlanmıştır. Ağaçlandırma sahasına 74 000 adet Meşe, Fıstıkçamı, Sahilçamı ve Servi fidanı dikilmiştir. 4- Polatlı Ağaçlandırma Projesi: Hazineye ait 1.923.750 m2 694 nolu parselde 1997 yılı içerisinde arazi hazırlığı yapılmış 1998 yılı içerisinde dikim çalışmaları tamamlanmış, bakım çalışmaları devam etmektedir.Şu ana kadar 206 400 adet Meşe, Karaçam, Sedir, Badem, Akasya, Aylantus v.b.gibi fidanlar dikilmiştir. 5- Şekerpınar Ağaçlandırma Projesi: Arazi hazırlığı ve dikim gerçekleştirilmiş, 1998 yılı sonu itibarı ile 82 003 adet meşe, Fıstıkçamı, Sahilçamı, Çınar, Akasya, Katalpa, Servi v.b. gibi fidanlar dikilmiştir. 6- Konya Yurt Dışındaki Türkler Ormanı Projesi: Saha tahsis 1998 yılında gerçekleşmiş proje düzenlenerek onaylatılmış ve 1999 yılı haziran ayında arazi hazırlığı çalışmalarına başlanmıştır. Konya-Beyşehir yolu üzerindeki Derbenttekke Köyü yanında yer alan 103 Hektarlık sahaya 222 270 adet fidan dikilecek ve yurt dışındaki vatandaşlarımız tarafından sponse edilecektir. 7- TEM Otoyolu Bitkilendirme Projesi: Karayolları Genel Müdürlüğü (KGM), Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Genel Müdürlüğü (AGM) ve TEMA Vakfı işbirliği ile gerçekleştirilecek olan bu proje TEM Otoyolunun Ankara -İstanbul arasındaki kesimini kapsamaktadır. Ankara çevre yolundan başlanan projelendirme çalışmalarına TEMA Vakfı teknik elemanları katılmışlardır. Karayolları Genel Müdürlüğü ile yapılan Protokol ile TEMA Vakfı tarafından; Kınalı Kavşağı Bitkilendirme Projesi: (Pamukbank ve Sümerbank tarafından sponse edilmiştir.) Susuz Kavşağı Bitkilendirme Projesi: (Türk Telekom ve ÖSYM tarafından sponse edilmiştir.) Kavşakları bitkilendirilmesi için peyzaj projeleri düzenlenmiş ve uygulama çalışmaları başlatılmış Kınalı Kavşağında 49 231, Susuz Kavşağında 237 844 adet değişik tür fidan dikilmiştir. Bakım çalışmaları sürdürülmektedir. TEMA ile yaptıkları anlaşmalar sonucunda aşağıda sıralanan firmalar da, TEM Otoyolu Bitkilendirme Projesine katkıda bulunmuşlardır: BRISA TEM Otoyolu’nun 6 kilometresinin, Has Turizm 1 kilometresinin, Koç Allianz Sigorta 1 kilometresinin, Mercedes Benz- Türk A.Ş 1 kilometresinin, TEMSA Otomotiv 1 kilometresinin bitkilendirilmesi için mali destek vermiştir. 8- ATO (Ankara Ticaret Odası Hatıra Ormanı): Ankara Ticaret Odasına ait Otogar yanındaki alanda ağaçlandırma çalışmaları 1999 yılında başlatılmış ilkbaharda 2165 adet fidan dikilmiştir. 9- Kartal Hatıra Ormanı : Türk Hava Kuvvetleri TEMA Vakfı işbirliği ile Mürted Ana Jet üssünde 75 bin adet fidandan oluşan Kartal Hatıra Ormanı 1999 yılı ilkbaharında tesis çalışmalarına başlanılmış,sonbaharda 75 bin fidanın dikimi gerçekleşmiş olacaktır. 10- Köy Hizmetleri Hatıra Ormanı: Köy Hizmetleri Genel Müdürlük personeli ile TEMA Vakfı işbirliği sonucu Polatlı Yolunda mülkiyeti Karayolları Genel Müdürlüğüne ait 9 hektarlık alanda Köy Hizmetleri Hatıra Ormanı tesis çalışmaları gerçekleştirilmiş ilkbaharda değişik türde 28 745 fidan dikilmiş,3000 ocak meşe ekilmiştir. 11- Gebze-3 Hatıra Ormanı: Kocaeli AGM Başmühendisliğince arazi hazırlığı yapılan Gebze Organize Sanayi yanındaki 34 hektarlık alanda 29 300 adet fidan dikilmiş ve bu saha Fenerbahçe Hatıra Ormanı olarak bu spor kulübüne tahsis edilmiştir. 12- Şanlıurfa AGM Hatıra Ormanı: Şanlıurfa Akçakale ilçesinde tesis edilen hatıra ormanından 20 bin adet fidan satın alınmış ve halkımıza sunulmuştur. 13- Tekirdağ AGM Hatıra Ormanı: İstanbul AGM Başmühendisliğinden satın alınan 15 bin adet fidan yöredeki kişi ve kuruluşlara satılmıştır. 14- Konya AGM Hatıra Ormanı: Konya AGM Başmühendisliğinden satın alınan 10 bin adet fidan yöredeki kişi ve kuruluşlara satılmıştır. 15- Antalya AGM Hatıra Ormanı: Antalya AGM Başmühendisliğince tesis edilen hatıra ormanından 20 bin adet fidan satın alınarak yöredeki kişi ve kuruluşlara satılmıştır. 16- Ağaç Tarımı: Endüstriyel plantasyon diğer bir ifade ile ağaç tarımı, uygarlığın giderek artan odun hammaddesi ihtiyacını karşılamak üzere, doğal orman alanları dışında, hızlı gelişen ağaç türleri ile tesis edilen yapay ormanlardır. Ağaç tarımında üstün genetik vasıflı dikim materyali kullanılmakta ve doğal ormanlarla karşılaştırıldığında birim alanda 40-50 misli fazla bir üretim gücüne ulaşılabilinmektedir. Ağaç tarımı için endüstriyel plantasyonlarda yerli ve yabancı orijinli kavak ve hızlı gelişen ağaç türleri kullanılmaktadır. Bu türlerle 100 yıllık idare süresi olan doğal ormanlara karşılık 10 ile 30 yıl idare süresi olan bir endüstri sektörü yaratılması amaçlanmaktadır. Bu sektörde yapılacak olan ihmal ve gecikme, şu anki tüketim hızı ile doğal ormanlarımızın 2022 yılında tamamen yok olmasına neden olabilecektir. TEMA Vakfı bu maksatla bir ortaklık şeklinde 5 milyon dolarlık şirket kurulmasını kararlaştırmıştır. Yarısı dış, diğer yarısı iç kaynaktan karşılanması düşünülen bu projenin tüm yatırımcılara örnek olması amaçlanmıştır. Bu nedenle mayıs ayı içerisinde iki Amerikalı uzmanında katılımı ile TEMA Vakfı Yöneticileri ve teknik uzmanları ile yörede tespit çalışmaları yaparak 9 projenin hayata geçirilmesine karar vermiştir. Odun tarımı amaçlı projelerimiz öncelikle GAP’ta uygulanmaya çalışılacaktır. Bu amaçla Orman Bakanlığına tahsis edilmiş 700 hektarlık sahanın 317 hektarı ile; Şanlıurfa İlinden Mehmet MELİK ve Mehmet Emin YETGİN ‘e ait arazilerde I-214 Melez kavak ağaçlandırması, Yine Şanlıurfa Bozova İlçesinde; Necmi ARUSOĞLU, Bahri AKSOY ve Mehmet AKSOY arazilerinde Odun Tarımı amaçlı Kızılçam, Halep Çamı, Fıstıkçamı ve Elderika Çamı ağaçlandırması için projeler hazırlanmıştır. Erzincan İli Tercan İlçesi Tuzla çayı ve Gökçeköy odun tarımı projeleri Nihat GÖKYİĞİT tarafından 10 milyar lira ile sponse edilmiştir. Gökçeköy’e 6 400, Tuzla çayına 8 600 adet kavak fidanı verilmiştir. Ayrıca yurdumuzun pek çok yerinde teknik elemanlarımız odun tarımı yapılabilecek alanları etüd etmekte ve sonuçları Teknik danışmanımız Ali Sencer BİRLER’e bildirmektedir. 17- Koru Park Projeleri: a- Vehbi Koç Doğa Kültür Merkezi Projesi: Bu proje ile Fatih Köprüsü Kovacık çıkışında sağ taraftaki Karayolları istimlak sahası içinde bulunan alanda biyolojik çeşitlilik faktörü göz önüne alınarak örnek bir peyzaj çalışması ile İstanbul’a bir kültürel doğa müzesi kazandırılacaktır. Sponsorluğunu Koç Vakfı yapmaktadır. b- Hisar Eğitim Vakfı Park Projesi: Hisar Vakfı tarafından protokol ile alınan Fatih Sultan Mehmet Köprüsünün Anadolu’ya geçişteki sol tarafta bulunan sahanın bitkilendirilmesi Vakfımızdan talep edilmiş ve peyzaj projesi hazırlanmıştır. c- Nezahat Gökyiğit Koru Projesi: Sponsorluğunu Nihat GÖKYİĞİT’in yaptığı projenin uygulanmasına devam edilmektedir. Toplam 30.000 adet ağaç ve çalı formunda bitki dikilmiştir. Projeye KARACA Arboretumu da 4.014 adet fidanla destek vermiştir. 18- Olimpiyat Parkı Projesi: Avrasya maratonuna katılan halkımızın katkıları ile olimpiyat parkı olarak düşünülen yerde yapılacak ağaçlandırma ve bitkilendirme projesini içermekte olup maratona katılanlarca sponse edilmesi hedeflenmiştir.. İnşaat çalışmalarının tamamlanmasından sonra bitkilendirme çalışmaları başlatılacaktır. 19- Erozyon Kontrol Projeleri: Erzincan Barajı Erozyon Kontrol Projesi: Erzincan Baraj Havzasında 300 hektarlık bir saha için tahsis talebi yapılmış, proje düzenlenmiş, proje onaylanmış, Erzincan İl Özel İdare Müdürlüğü kaynak ayırabildiği takdirde çalışmalara başlanabilecektir. 20-BiyogazProjesi: Biyogaz işletmeciliği ile, ürün çeşidine göre tarımsal üretimi %19-30 arttıran fermantasyona uğramış gübre üretildiği gibi aynı zamanda kullanımı kolay ve temiz bir enerji elde edilmektedir. Biyogaz çalışmaları ile ilgili olarak, Hollanda İstanbul Konsolosluğu, Hollanda Küçük Elçilik Fonundan temin edilen 300.000.000 TL. destek ile Manisa İli Demirci İlçesi Yeşiloba Köyü’nden Sabri TOPALOĞLU ve Kılavuzlar Köyü’nden Nurullah ÇOBAN’ın süt sığırcılığı işletmelerinin tamamlayıcısı olarak iki adet 3.6 m3/gün kapasiteli aile ölçeğinde biyogaz projesi gerçekleştirilmiştir.

İlginizi Çekebilecek Diğer Linkler:

Erozyon Nedir? ile Benzer Yazılar:

29 Mayıs 2012 Saat : 5:02
  GENEL

Erozyon Nedir? Yazısı için Yorum Yapabilirsiniz

------   İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR ------ ------------------------------------------------------- ------   SPONSOR BAĞLANTI ------