Geçmişi unutturmak gibi bir derdim yok

Son Güncelleme: 26 Ekim 2013 - 9:37 0 Yorum Yazar:

Gürkan Uygun RöportajTürk izleyicisi onu on yıl boyunca Kurtlar Vadisi’nin Memati’si olarak tanıdı ve sevdi. Başarılı oyuncu Gürkan Uygun şimdi Kaçak adlı dizi ile karşımızda. Uygun ile yeni dizisini, oyunculuğunu, ve gelecek adına planlarını konuştuk.

Ölümüyle sevenlerini yasa boğmuş ve 10 yıllık ‘Kurtlar Vadisi’ macerası sona ermişti Memati’nin. Peki, seyircinin gözünde bu rolle bütünleşen Gürkan Uygun, şimdi hangi projelerde yer alacak, üzerine sinmiş Memati’yi sevenlerine nasıl unutturacaktı? Bir şeyleri unutturma derdinin olmadığını söylese de, bütün bunlara vereceği bir cevap vardı mutlaka… Daha Vadi’deki toprağı kurumadan ‘Muhteşem Yüzyıl’, ‘Çanakkale: Yolun Sonu’, ‘Hititya: Madalyonun Sırrı’, ‘Lal’ ve kasımda gösterime girecek ‘Tamam mıyız’ filmlerinde rol aldı. ‘Testosteron’la tiyatroda da başarılı olduğunu gösterse de televizyonun peşini bırakmayacağı belliydi. Sonunda atv’nin yeni dizisi ‘Kaçak’taki Serhat rolünde karar kıldı. ‘Şimdi artık kaçağım.’ diyen Gürkan Uygun ile başta yeni dizisi olmak üzere Kurtlar Vadisi’ni, neden böyle bir risk aldığını, gelecek planlarını, sinemayı ve çok sevdiği Beşiktaş’ı konuştuk.

Kurtlar Vadisi’nden ayrılıp yeni limanlara ve Kaçak’a yelken açarken bir endişeniz oldu mu?

Nasıl karşılanacağına dair bir merak oldu tabii. Bu merakımı gidermek için yeni bir işin içine girdim zaten. Kaçak için olur mu olmaz mı diye düşünmedik. İnsanların seyredip beğenmesi tabii ki hoşumuza gider.

Risk aldınız yani..

Öyle tabii.. Tek bir role sabit kalıp oyunculuk yapılacağını çok düşünmüyorum. Renklendirmek için farklı rollere bakmak lazım. Burada başrolün içindesiniz. Dolayısıyla işiniz kat kat fazlalaşıyor. İlerleyen zamanlarda bunu da tercih etmeyeceğim belki. Daha farklı bir rol tercih edeceğim. Farklı roller bizim işimiz…

Kaçak’ı tercih ederken Serhat karakterinin başrol olması etkili oldu mu?

Serhat’ın gelgitleri oldukça fazla. Dolayısıyla onlar sizi tetikte tutan ve sürekli düşünmenizi sağlayan materyaller. Bir de 13 bölümü yazılı senaryolarla çalışma şansına sahip değiliz. Öyle işler de var ama genelde sizin 13 bölümde değerlendirebileceğiniz senaryonun tamamı gelmiyor. Öyle olunca da rolü zaman içinde oturtuyorsunuz. Bu yönetmen için de geçerli.

Kendinizi test etmek istediniz anlaşılan…

Öyle tabii. Mesela Kurtlar Vadisi’ndeki karakter iki-üç sene içinde oluşmuştu. Karaktere dahil doneler iyiydi. Sonrasında çok fazla tekrara düşmeye başlıyorsunuz. Onun için farklı bir şey oynayıp kendinizi bir antrenmanın içine sokmak istiyorsunuz. Test etmek, görmek istiyorsunuz. Birçok rolü oynayacağız zaten. Son rolüm de olmayacak. Bundan sonra oynayacağım rol buna benzer mi olacak onu da bilmiyorum.

Karşılaştırmalar mutlaka oluyordur. Ne tür geri dönüşler alıyorsunuz?

Benim mesleğim oyunculuk. Kaçak da zamanla çok daha başarılı olacaktır. Bir de başarı, önünüze gelen proje ve sizin o dönemki performansınızla ilgili. Bütün iyi şeylerin bir araya gelmesi lazım ki sizin çıkarttığınız malzeme de ürün de iyi olsun. Burada yönetmenimiz Volkan Kocatürk iyi bir dünya yarattı. Değişik bir anlatımı var. Öyle olunca siz de motive oluyorsunuz. Herkes aynı doğrunun peşine düşünce başarı geliyor. Oyuncular böyle oynuyor, ışık grubu farklı yaklaşıyor, siz onları birleştiriyorsunuz. Bunu yapan da yönetmen.

Amaç biraz da geçmişteki algıyı kırmaksa, bunda başarılı olduğunuzu düşünüyor musunuz?

Daha reaksiyonunu görmedim ama muhakkak kırılmıştır. 10 yıl içinde insanlar beni gerek televizyonlarda gerek başka yerlerde görüp tanıdı. Az çok nasıl bir insan olduğumu biliyorlar.

‘Bizi neden bıraktın?’ diyen Vadi izleyicilerine ne diyorsunuz?

İnsanlar sitem ediyorlar tabii. ‘Keşke ölmeseydin.’ diyenler oluyor. Ama dediğim gibi on yıl az bir süre değil. Kaçak’tayız diyorum. ‘Artık kaçağız.’ diyorum. Yarın ne olurum bilmiyorum.

İleride izleyiciyi çok daha şaşırtacak roller de olur mu? Mesela silahların olmadığı bir proje.

Olacaktır. Benim oynadığım rollerle bir derdim yok. Memati’yi unutturayım, insanları ters köşe yapayım diye hiç düşünmedim. Önüme ne gelirse bakarım, hoşuma gideceğini düşündüğüm bir karakterse ve başarılı olacağımı kanaat getirirsem girer oynarım. Bunu sinemada da denedim. Bundan sonra da deneyeceğim. İnsanlar birçok şey söyleyecektir. Oynamakta sıkıntı yok. Benim öyle derdim yok.

Oyunculukta ileriye dair bir plan var mı kafanızda?

En iyisini yapmaya çalışıyorum. Ne çıkarsa.

Gelişine vuruyorsunuz gibi geldi…

Gelenlere bakıyorsunuz, vurmak istiyorsunuz ve vuruyorsunuz. Yani şuraya gideyim, aman şu adamla yan yana oynayayım gibi bir durum yok. Çünkü Türkiye içinde zaten birçok rolü farklı oyuncularla oynadım. Onlarla aynı sahneyi paylaştım. Gerek tiyatroda gerek sinemada gerek televizyonda. Hayalleri çok büyük olan bir insan değilim.

Dizinin ilk bölümü izleyicide ciddi bir merak uyandırdı. Ancak mafyavari toplantılar ve çatışma unsurları ‘Vadi’ye dönüş mü var?’ eleştirisine neden oldu…

Kurgu olarak ilk başta öyleydi ama o sadece ilk andaki sürecin başlangıcını anlatmak içindi. Yoksa Kurtlar Vadisi ile paralellik kurmak doğru değil. Vadi’nin çok kapsamlı ve Türkiye gündemi üzerinden hareket eden bir konsepti vardı. Ancak Kaçak daha fazla insanın vicdanıyla ilintili. Göndermeler var, daha sonra da öyle olacak. İnsanların kendilerini sorgulamasına dair birtakım yerlere gidecek. Gelgitler olacak.

İzleyicimiz biraz hazırcıdır. Fazla yormaya gelmez. Kaçak’taki flashbackler yorar mı?

Ben de yorar gibi düşünüyordum ancak, flashback’ler hikâyenin içeriğini anlatıyor. Dolayısıyla günümüzde ne olduğunu bilmediğimiz karakterlerin biz geçmişini merak ederiz. Bu gelgitler bunun karşılığı. Gereksizse sıkar belki. Ama birçok hikâyeyi orada açmak durumundasınız. Bugün olmuş birçok olayın çözümü geçmişte saklı.

Dizinin İntikam üzerinden giden bir hikâyesi var. Son dönemde ‘intikam’ çok fazla tüketilir oldu. Nedir bu adalet arayışı?

İnsanların ortak yaşadığı duygular, üç aşağı beş yukarı aynı oluyor. 6-7 tane sayarsınız dünya üzerinde, bunlar ortak duygulardır. Onların işleniş biçimleri farklı. Biz biraz daha çabuk işliyoruz. ABD’de öyle değil. Bir bölüm için 2-3 milyon dolar harcıyorlar. 1 bölümü 1-2 ayda çekiyorlar mesela.

Onların 40 dakikada anlattığını biz 90 dakikada anlatamıyoruz…

Biz o sürecin kurbanlarıyız maalesef. Daha çok reklam geliri… 50’şer dakika iki dizi yapsak keşke. Böyle olunca ne oluyor 4-5 sezon götürmemiz gereken hikâyeyi iki sezonda yemiş oluyoruz. Yapalım 50-60 dakika. Sezonlarımız uzasın, çalışma sürelerimiz kısalsın. Ücretler de maliyet de makul rakamlara gelsin. Herkes sektörü daha da ilerletmek için çalışsın. Birçok değer bir araya toplandık enerjimiz var şansımız yaver gitti dizi yürüyor. Yayından kalkan birçok dizi var. Onlar da bu kadar sürede çekildi, emek harcandı. Niye? Uzun oldukları için. Hikâyede seyirciyi tutamıyorsunuz.

Dizi izliyor musunuz?

Önceden yabancı dizileri izliyordum. Bir yıldır hiç bakamıyorum. Tiyatro oyunum var.

Vadi ekibi ile görüşüyorsunuz değil mi?

Evet bir sıkıntı yok. Ama diziyi takip edemiyorum, perşembe oyunum oluyor. Bugün Kaçak günü ama yine oyunum var. Onu dahi izleyemiyorum. Daha sonra izliyorum.

Piyasada dört dörtlük dizi yok

Ben size ‘Haftada yedi röportaj istiyorum, her söyleşiyi de beş sayfa istiyorum’ desem ne yaparsınız? Senaristler de böyle. Bunun için de birçok yerde top çevirecek. Bu neye yansıyacak? Benim yaptığım işe yansıyacak. Birçok detay gidecek. Bundan bütün set çalışanları etkileniyor doğal olarak. Sektörde en çok yorulanlar ışıkçılar, setçiler yani reji grubu. Sizin iki dakikada izlediğiniz kuyumcudaki dövüş sahnesini biz 1,5 günde çektik. Gerisini düşünün. Çok üretince çabuk tüketiyorsunuz. Bu diziler yurtdışına satılıyor ama kimse hakkını alamıyor, kalite düşüyor. Bana göre piyasada her şeyiyle dört dörtlük diyebileceğiniz bir dizi yok. Takip etmiyorum ama üç aşağı beş yukarı hikâyelerin nerelerde tıkandığını arkadaşlardan, basından öğreniyorsunuz.

Beşiktaş’ta herkes işçi, herkes koşturuyor, mutluyuz

Beşiktaş’ın gidişatından memnunum. Takım içindeki dengeler çok iyi. Herkes işçi, herkes çalışıyor ve koşturuyor. Hocamızdan da memnunuz. Motivasyonu ayakta tutuyor. Son dönemde yaşananlar farklı bir enerjiye dönüştü. Çarşı hakkını veriyor. Beşiktaş taraftarı da öyle.. Zorladılar olmadı, gene olmayacak. Hepsi soğukkanlı…

Gezi’ye vicdanımı dinleyip gittim

Vicdanen, kendi adaletimle tavır belirledim ve Gezi’ye gittim. Vicdanen hâlâ da oradayım. Orada olanların daha sonra üzerinde konuşulur. Şimdi konuşsanız da hoş karşılanmıyor. Konuşma içinde geçen küçük bir cümleden başlık atmayı severiz. Kendinizi anlatamamış oluyorsunuz o zaman. Bir cümle ile bütün anlam değişiyor. Anlatmak istediğinizi uzun cümlelerle anlatmanız gerekiyor.

Fikrinizi söyleyince sınıflara ayrılıyorsunuz

Bu ülkede fikrinizi söylediğinizde politize oluyor, sınıflara ayrılıyorsunuz; ocu, şucu bucu diye. Var olması gereken hakları savunduğunuz için. AB’de de var kanunlar, yasalar var oradakilerin hakkı var buradakilerin yok. Siz olması gereken bir şeyi savunduğunuz için aforoz edilebilirsiniz. Çok da önemli değil. Olması gereken bir şeyi söylüyorum. Emeğinin karşılığını alsın insanlar. Bu kötü bir şey mi? Bundan dolayı politize olmak beni rahatsız etmez. Yafta işi bizim kültürümüzde var. Herkes yetkin olduğu işi yapmıyor ki bu ülkede. Ben insan olarak bir fikir beyan ediyorum. Ayırmıyorum. Kendi mesleğim dışında insan emeğiyle ilgili bir şey konuşuyorum. Sadece TV dünyası demiyorum, hastanede de öyle, araba muayene istasyonunda da öyle. zaman

İlginizi Çekebilecek Diğer Linkler:

Geçmişi unutturmak gibi bir derdim yok ile Benzer Yazılar:

26 Ekim 2013 Saat : 9:37
  GENEL

Geçmişi unutturmak gibi bir derdim yok Yazısı için Yorum Yapabilirsiniz

------   İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR ------ ------------------------------------------------------- ------   SPONSOR BAĞLANTI ------