Kentleşme ve Sorunları

Son Güncelleme: 21 Mayıs 2012 - 12:38 0 Yorum Yazar:

kütüphane 1Kentleşme, teknik anlamda ikili bir anlama sahiptir. Bir, niceliksel olarak kent sayılarının atmasını; iki, mevcut kentlerin demografik açıdan büyümesini ifade eder.
Kentleşmenin, bu anlamlar dışında, kente özgü yaşam biçimlerinin/kültürlerinin yaygınlaşması anlamına gelen, daha çok nitelikle ilgili bir anlamı daha vardır. O da, ‘kentlileşme’ kavramıyla ifade edilmektedir. Batıda kentleşme ve onun kültürü niteliğinde olan kentlileşme eş zamanlı olarak yaşandığından dolayı bu iki kelime arasında bir ayrımlaşma gereği ortaya çıkmamıştır. İngilizce’deki ‘urbanization’ kelimesi her iki anlamı birlikte sağlarken, Türkçe’de ‘kentleşme’ ve ‘kentlileşme’ şeklinde bir ayrımlaşma zaruri olmuştur.

Kısa Tarihçe :Batıda kentleşmenin ortaya çıkışını feodal dönem sonrasıyla; yaygınlaşmasını ise sanayi devrimi sonrasıyla başlatmak mümkündür. Kentin, başından beri para ekonomisinin ve ticaretin merkezi olması durumuna, büyük sanayinin/kitlesel üretimin kentte kurulması yönü eklendiğinde, kırsal alandan kopan, tarımla veya zanaatla iştigal eden nüfusun kentteki bu sanayilerde istihdam edilmesi söz konusu olmuştur. Kitlesel göçlerin apansız biçimde kentlere yönelmesiyle, öncelikle işçilerin barınma sorunlarıyla başlayan, daha sonra kötü yaşam koşullarınca pekişen bir ‘kentleşme’ sorunu doğmuştur. Kentleşme sorunlarıyla ilgili literatürün oluşmaya başladığı yıllar da bu döneme tekabül eder.

Türkiye’de Kentleşme Sorunu :Cumhuriyet tarihinin kentleşme ve kentleşmeye bağlı sorunları 50’li yıllarda başlar. 50’li yıllar, Türkiye’nin kapitalist türde ilişkilerle yoğun etkileşime geçtiği döneme tekabül eder. 1948 yılında aralarında Türkiye’nin de bulunduğu bazı ülkeler Marshall yardımı almıştır. Amerika’nın Marshall yardımının sebebi, 2. Dünya Savaşı sonrası aşırı biçimde genişleyen üretim hacmini, konjonktürel nedenlerle, kısamaması; kısamadığı bu kapasite fazlalığı sorununu üçüncü dünyaya ihraç ederek çözmek istemesidir. Amerika’nın birikim krizi, içeride, alt kentleşmenin teşvik edilmesi, ucuz ve uzun vadeli ev kredileri verilmesi (Bahçe kentler bu dönemin ürünüdür) dışarıda da, kapitalist türde ilişkilere uygun altyapıların hazırlanmasına yarayacak biçimde işlev görmüştür. Marshall yardımı uyarınca Türkiye, çok sayıda traktör, karayolu yapım aracı almıştır. Bu ikisinin yaygın olarak kullanıma girmesi, kırsal yapısının dönüşümünde ve kentleşmenin ivme kazanmasında hayati öneme sahip olmuştur.

Kentbilim literatüründe yer alan başlıca dört kentleşme nedeni vardır: (1) Bunlar itici nedenler, çekici nedenler, iletici nedenler ve teknolojik nedenlerdir. İtici nedenler, kırsal alanın mahrumiyetliklerinden kaynaklanan nedenlerdir. Örneğin, bir yerde okul, hastane veya kültürel imkanların bulunmaması gibi. Bu neden, dönemin Türkiye kırsalı için ve hatta küçük ölçekli kentleri için bile söz konusu edilebilir. Ancak, tek başına itici nedenlerden kaynaklanan bir göç ve ona bağlı bir kentleşme olgusundan bahsetmek güçtür.

Kentleşme nedenleri arasında gösterilen bir ikincisi, çekici nedenlerdir. Buna göre kentin sağladığı çeşitli servislerden dolayı kırsal nüfusu kendisine çektiği, bir cazibe merkezi olduğu söylenmektedir. Öteden beri, kırsal alandaki nüfuzlu ailelerin çocuklarını okutmak ve sair gerekçelerle büyük kentlere göç ettikleri bilinmektedir. Ancak bu etken de Türk kentleşmesi için sınırlı bir etkiye sahip olabilir. Çünkü, bu tarz bir mobilite belli bir varsıllık düzeyini gerekli kılmaktadır. İlgili dönemin kırsal ekonomisi göz önüne alındığında, bunun ne denli güç olduğu kendiliğinden ortaya çıkar.

Kentleşme nedenleri arasında gösterilen iletici nedenler, kırla kenti birbirine bağlayan yolların gelişmesidir. Nitekim 50’li yıllardan sonra, Marshall yardımının da etkisiyle, makineli karayolu yapımına girişilmiş, öncesiyle kıyaslandığında muazzam uzunlukta bir karayolu ağına sahip olunmuştur. Bu dönemde, kırın kendi içine kapanık yapısı kırılarak, kırdan kente olan süreli veya daimi amaçlı göçler hızlanmıştır.

Son olarak, teknolojik nedenler, kırdan kopmayı hazırlayan teknolojik bir yeniliğin kullanıma girmesi bağlamında bir tür itici neden olarak da görülebilir. Marshall yardımından sonra, kırsal alana traktörün girmesi, aile içinde massedilen gizli işsizliğin açık işsizlik haline gelmesine neden olmuştur. Zira, traktörün kullanıldığı durumlarda ortalama dört kişilik emek gerektiren bir işin tek kişiyle yapılması mümkün olmaktadır. Zaten miras ve sair yollarla küçülen topraklar aileyi beslemekten de uzaklaşmıştır. Böylelikle, çoğu kez mesleksiz olan kitleler kente iş arama yoluna düşmüştür.

Bunlardan bir kısmı modern sektör (sanayi)içinde istihdam edilebilirken bir kısmı da informal sektör olarak adlandırılan (boyacılık, kapıcılık, işportacılık) hizmet sektörüne geçiş yapmıştır. Bu kişilerin barınma sorunlarını, gecekondu ile çözümlemeleri bugün çarpık kentleşme olarak adlandırdığımız kentleşme sorununu doğurmuştur.

Çarpık kentleşme, önceden öngörülmüş bir kent planlamasına uygun olarak gelişmeyen, çoğu kez belli kentlerin nüfusunun gereğinden fazla şişerek, hizmet ve yaşam kalitelerinin düşmesine neden olan bir kentleşme biçimidir.

Gecekondu yapımına temel olarak üç sebeple karşı konamamıştır. Birincisi, gecekondular yetersiz olan konut sunusunu devlet imkanlarına başvurmaksızın çözmektedirler. İkincisi, politik beklentiler, buralarda yaşayan hatırı sayılır bir nüfusu rahatsız etmeyi imkansız kılmaktadır. Üçüncüsü, gecekondunun görece ucuz bir barınma türü olmasından ve çoğunlukla sanayilerin civarlarında kurulmasından (ulaşım maliyetlerinin düşmesi) dolayı, emeğin yeniden üretim maliyetini azaltmakta; bu da az gelişmiş ülke kapitalistinin işine gelmektedir. Zira devletin bu sorunu çözmek için kullanacağı fonlar kesintiye uğramaksızın girişimciye tahsis edilebilmektedir.

Çözüm Önerileri :Göç ve buna bağlı gecekondu sorunuyla ilgili olarak bugüne kadar bir takım çözüm önerileri sunulmuştur. Bunlar farklı adlar -köy-kent vb.-taşımakla beraber, temelde aynı amaca yöneliktir: kırsal nüfusu yerinde tutmak. Kırsal alanda bazı imkanlar yaratılarak kente gelişlerin önünün kesilmesi amaçlanmıştır. Bize göre bu, fazlaca iyimser/safdil bir bakış açısıdır. Köy-kent tarzı tedbirlerin, kangrene buz basmak tarzında paliyatif/pansuman tedbirler olduğu söylenebilir. Bu tip projeler kısa vadede rahatlama sağlayabilir. Ancak orta ve uzun vadede kaynak israfından öte bir anlam taşımazlar.Çünkü:

i)Göç/gecekondulaşma/çarpık kentleşme bir az gelişmişlik sorunudur. Az gelişmişlik sorunu halledilmeksizin yapılacak mücadele biçimleri, bataklığın kurutulmaksızın fıs-fısla sinek öldürme mücadelesinin aynıdır.

ii)Bu sorun aynı zamanda bir gelir-dağılımı sorunudur. Gelir dağılımında adalet sağlanmaksızın, kişilerin köylerinde kalarak/kente gelip kendi barınma sorunlarını kendi yöntemleriyle çözmekten geri durmaları beklenmemelidir.

iii)Politik yozlaşma sorunudur. Gecekondu önleme ödevi en başta belediyelere verilmiştir. Belediyelerin çoğu kez oy kaygısıyla veya kliental (ahbap/çavuş) ilişkilerinden dolayı ödevlerini yapmak bir kenara, bu gelişime çanak tuttukları dahi söylenebilir. Bu durumda, ödevin yerine getirilip getirilmediğinin siyaset-dışı mekanizmalarla, hatta anayasal güvenceye sahip özerk organlarca res’en denetlenmesi kısa ve orta vadeli bir çözüm olarak önerilebilir. Bu noktada tek sorumlu olarak yerel yönetimlerin gösterilmesi de doğru değildir. Merkezi yönetimler de, zaman zaman çıkardıkları af yasalarıyla, illegal bir duruma meşruiyet/hukukilik kazandırarak sürecin devamını teşvik etmişlerdir (2).

Kentleşme politikası, ülkenin kalkınma stratejileriyle, sosyal politikasıyla, eğitim politikasıyla birlikte örgütlenmeli, evrensel sistemlerle entegre edilmelidir. Sanayi toplumun yerini, giderek bilgi topluma bıraktığı bir çağda kırsal kalkınmadan medet ummak, nezaketle söyleyişte, bir nostalji; dosdoğru söylendiğinde bir anakronizm örneğidir.

Tarımın belli oranda gerekli, ancak katma değer üretmede çok zayıf (4) olan bir sektör olduğu bilinir. Bir uydu, bir uçak ve hatta bir mikroçip almak için kaç bin ton buğday üretilmesi gerektiği hesaplandığında ne demek istendiği açıkça belirir. Gelişmiş ülkelerde, nüfusun yüzde beşi tarım sektöründe istihdam olup, geri kalan yüzde doksan beşi besler iken; bizde ise nüfusun hemem hemen yarısı tarımda çalışarak geri kalan yarısını zar zor besleyebilmektedir. Bundan çıkan şudur. Birincisi, tarımsal verim düzeyimiz hayli düşüktür; yüzde yüz verimlilikte dahi olsa, buğday satarak uydu alamayız; hatta, ilelebet yapamayız. İkincisi, gelişkin dünyanın tüm insanları (yüzde beşi hariç) kentlerde yaşamaktadır. Bu durumda, insanları köyde tutmak ancak köyü köylükten çıkarmakla mümkündür; yoksa köy havasının ne kadar sağlıklı bir yaşam ürettiğine ikna etmekle değil!

İlginizi Çekebilecek Diğer Linkler:

Kentleşme ve Sorunları ile Benzer Yazılar:

21 Mayıs 2012 Saat : 12:38
  GENEL

Kentleşme ve Sorunları Yazısı için Yorum Yapabilirsiniz

------   İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR ------ ------------------------------------------------------- ------   SPONSOR BAĞLANTI ------